2011 RAMAZAN SOHBETLERİ 3.GÜN

3 Ağu

2011 RAMAZAN SOHBETLERİ 3.GÜN

Ramazan 2011, 3. Gün

ramazan2011 baslik 2011 RAMAZAN SOHBETLERİ 3.GÜN

(Öyle) Adamlar ki, ne ticaret, ne alış-veriş onları Allah’ı zikretmekten, dosdoğru namazı kılmaktan ve zekatı vermekten ‘tutkuya kaptırıp alıkoymaz’; onlar, kalplerin ve gözlerin inkılaba uğrayacağı (dehşetten allak bullak olacağı) günden korkarlar. (Nur Suresi, 37)


“Bana mal topla ve tüccar ol diye vahyolunmadı. Fakat bana Rabbini tesbih et, secde edenlerden ol ve ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet eyle diye vahyolundu.” (İbn Merdeveyh)


a9  2011 RAMAZAN SOHBETLERİ 3.GÜN

hadislerlepeygamberimiz baslik2011 2011 RAMAZAN SOHBETLERİ 3.GÜN

“Bir nefse takdir edilmiş şey mutlaka olur.”1

Peygamberimiz (sav) hangi koşullarda olursa olsun, daima Allah’a teslim olmuş, O’nun yarattığı herşeyde bir hayır ve güzellik olduğunu bilmiştir. Kuran’da Peygamberimiz (sav)’e, kavmine söylemesi bildirilen şu sözler de bu tevekkülün bir göstergesidir:

Sana iyilik dokunursa, bu onları fenalaştırır, bir musibet isabet edince ise: “Biz önceden tedbirimizi almıştık” derler ve sevinç içinde dönüp giderler. De ki: “Allah’ın bizim için yazdıkları dışında, bize kesinlikle hiçbir şey isabet etmez. O bizim Mevlamızdır. Ve müminler yalnızca Allah’a tevekkül etmelidirler.” (Tevbe Suresi, 50-51)

pembecicek 2011 RAMAZAN SOHBETLERİ 3.GÜN

Peygamberimiz (sav), tevekkülü ile tüm Müslümanlara örnek olmuş ve insanın Allah’tan gelecek bir şeyi değiştirmeye asla güç yetiremeyeceğini şöyle hatırlatmıştır:

“… Bir şey isteyince Allah’tan iste. Yardım talep edeceksen Allah’tan yardım dile. Zira kullar, Allah’ın yazmadığı bir hususta sana faydalı olmak için biraraya gelseler, bu faydayı yapmaya muktedir olamazlar. Allah’ın yazmadığı bir zararı sana vermek için biraraya gelseler, buna da muktedir olamazlar.” (Kütüb-i Sitte, Muhtasarı Tercüme ve Şerhi, Prof. Dr. İbrahim Canan, 16. cilt, s. 314)

Peygamberimiz (sav)’in sünnetine uyan her müminin de, musibet gibi görünen olayları onun gibi tevekküllü karşılaması, herşeyde bir hayır ve güzellik olduğuna iman etmesi gerekir. Şunu da unutmamak gerekir ki, Allah’ın en takva kullarından biri olan Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav), çok büyük zorluklarla ve şedid olaylarla denenmiştir.

 

hadislerleahirzaman3 2011 RAMAZAN SOHBETLERİ 3.GÜN

Peygamberimiz (sav), mağarada olduğu gibi her durumda Allah’ın kendisi ile birlikte olduğunu bilmiş, her olayı Allah’ın yarattığına ve Rabbimizin herşeyi en güzel ve en hayırlı şekli ile sonuçlandıracağına iman etmiştir. Peygamberimiz (sav)’in şu hadis-i şerifi onun herşeyde hayır gören tevekkülüne bir örnektir:

“Mümin kişinin durumu ne kadar şaşırtıcıdır. Zira her işi onun için bir hayırdır. Bu durum, sadece mümine hastır, başkasına değil: Ona memnun olacağı bir şey gelse şükreder, bu ise hayırdır; bir zarar gelse sabreder, bu da hayırdır.” (Kütüb-i Sitte, Muhtasarı Tercüme ve Şerhi, Prof. Dr. İbrahim Canan, 2. cilt, s. 208)

www.Allahkorkusu.com

——–

1- Kütüb-i Sitte, Muhtasarı Tercüme ve Şerhi, Prof. Dr. İbrahim Canan, 16. cilt, Akçağ Yayınları, Ankara, 1992, s. 499

guzelkonular baslik2011 2011 RAMAZAN SOHBETLERİ 3.GÜN

Allah’ın sanatını izleyen bir görüşe sahip olmak

Saniyeler içerisinde gözümüz peşpeşe onlarca nesneye odaklanır. Bir an gözümüz odamızdaki bir aynanın çerçeve süsüne yönelir, ardından duvar kağıdının süsüne, hemen akabinde televizyonun düğmesine, yerdeki kabloya, kapının koluna; gözümüz ard arda onlarca, yüzlerce detayla muhattap olur. Yerimizden kalkıp mutfağa gitmeye karar verdiğimizde yürürken yolumuz üzerinde yine onlarca detayla birlikte ilerler gözlerimiz. Örneğin, koridorda asılı olan tabloda resmedilmiş bir çiftçinin gömleğine. Ulaşmaya karar verdiğimiz mekana gidene kadar farkında olsak da olmasak da farklı açılardan, yeni yeni detaylar görerek ilerleriz. Yüzlerce kez dolaştığımız evimizin içinde yüzlerce, binlerce farklı noktaya değişik açılardan bakar gözlerimiz. Ve bunların pek çoğu insanın kararının dışında istemsiz olarak gerçekleşir. Biz tüm bu detayları görürüz, çünkü kaderde her bir detay daha bizler doğmadan evvel Allah Katında öyle takdir edilmiştir. Bu detayların her birini yaratan Allah’tır. Kader birbiriyle uyum içerisinde peşpeşe uzayıp giden bu anların bütününden meydana gelir.

bahcelievmanzarasi 2011 RAMAZAN SOHBETLERİ 3.GÜN

Bir Müslümanın dikkatini an an Allah’ın yarattıklarını görmeye odaklaması onun Allah’a olan teslimiyetini güzelleştirir, anlayışına derinlik katar. Gördüklerinin ardında bulunan mana nedeniyle herşey daha derin bir kıymet kazanır. Çünkü daha insan doğmadan Rabbimiz bunları yaratmış, bizim için an an, müthiş detaylı bir sanatla hayatının her karesini varetmiştir. Yaratılanlar üzerinde düşünelim, Allah’ın güzel varlığını derin bir yakınlıkla kavrayalım, içten saygı dolu bir korkuyla, güçlü bir sevgiyle Allah’a yakınlaşalım diye anlayış vermiştir. İnsan Suresinde Rabbimiz şöyle buyurur:

Gerçek şu ki, insanın üzerinden, daha kendisi anılmaya değer bir şey değilken, uzun zamanlardan (dehr) bir süre (hin) gelip-geçti. Şüphesiz biz insanı, karmaşık olan bir damla sudan yarattık. Onu deniyoruz. Bundan dolayı onu işiten ve gören yaptık. (İnsan Suresi, 1-2)

İnsan denenmektedir. Allah ona saymakla bitiremeyeceği kadar çok nimet bahşetmiştir. Tek bir anında atomlardan, DNA’sına, gökten yere katrilyonlarca detayın barındığı bir dünyayı sunmuştur. İnsan sabah gözünü açtığı andan itibaren Allah’a yönelmelidir. Gözünü ilk açtığında eğer tavanı görüyorsa yahut ilk gördüğü dolapsa, o gün, o saniye kaderinde Allah o nesneyi, baktığı o açıdan görerek uyanmasını dilediği için insan o kareleri görmüştür. Allah yine kendisine can vermiş, uykusundan onu yeni bir gün için uyandırmıştır. İlk yapılması gereken hemen kendisini yaratan Allah’ı tesbih etmesidir. Hayırlarla yazılmış kaderinde, o gün Allah kendisi için ne güzellikler dilemiş diye düşünüp şevkle, heyecanla Allah’a yakınlık için gününe başlamalıdır. Kaderinde peşpeşe dizili anlar dizisinden oluşan hikmetli detayları izlemek için dikkatini açmalıdır. Bu yöndeki bir dikkat, insanı sadece gördüklerine az düşünerek tepki veren bir varlık olmaktan çıkararak, derin bir kavrayış elde etmesine ve Allah’ın hoşnutluğunu, beğenisini, yakınlığını kazanmasına vesile olacaktır.

(http://www.detaysanati.net)

roportajlardankesitler baslik2011 2011 RAMAZAN SOHBETLERİ 3.GÜN

Kuran’da imanlı anne ve babaya hürmet vardır.

Adnan Oktar`ın 19 Haziran 2011 tarihli saat 17:00’daki A9 Tv röportajından

yenibilgiler baslik2011 2011 RAMAZAN SOHBETLERİ 3.GÜN

Hz. Mehdi (A.S.)’nin İstanbul’a gelişini insanlara haber veren büyük alamet

Ebu Cafer b. Muhammed b. Ali (r.a.)dan rivayet edildi.

Siz üç veya yedi gün, DOĞUDAN BİR ATEŞİ GÖRDÜĞÜNÜZ ZAMAN AL-İ MUHAMMED’İN (HZ. MEHDİ (A.S.)’NİN) ÇIKMASINI BEKLEYİNİZ, inşaAllah-ü Teala, bir münadi (gökten bir melek) Mehdi’nin ismi ile semadan (gökten) nida edecek ki, doğuda batıda olan herkes bu sesi işitecek. Öyleki korkudan uykuda olanlar uyanacak, ayakta olan çökecek, oturan ise ayağa fırlayacaktır.

(Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman , s. 32)

independent 2011 RAMAZAN SOHBETLERİ 3.GÜN

Hadiste “doğu tarafından bir ateş görüldüğü zaman, insanların Hz. Mehdi (a.s.)’nin çıkışını beklemeye başlamaları” bildirilmiştir. Bilindiği gibi 15 Kasım 1979 tarihinde, dünyanın dördüncü büyük tankeri olan 150 bin grostonluk Independenta adlı 95.530 ton hampetrol yüklü bir Romen tankerinin, İslam aleminin son merkezi olan İstanbul’a gelirken bir Yunan şilebiyle çarpışması neticesinde petrol tutuşmuş ve Haydarpaşa önlerinde denizde günlerce süren büyük bir ateş ortaya çıkmıştır.

Hadiste verilen bilgilere göre bu, Hz. Mehdi (a.s.)’nin İstanbul’a ayak bastığı günler içerisinde gerçekleşecek bir olaydır. Bu olay ile Hz. Mehdi (a.s.)’nin İstanbul’a gelişi, bir müjde olarak herkesin duyacağı şekilde bütün dünyaya ve hem cin alemine hem de insan alemine ilan edilecektir. Böylece, hem gök gürültüsü gibi şiddetli bir sesle, hem günlerce süren dev ateş, ışık ve duman bulutuyla ve zaman zaman süregelen patlamalarla Hz. Mehdi (a.s.)’nin İstanbul’a geldiği Allah tarafından insanlara haber verilmiş olacaktır.

Ayrıca, Hz. Mehdi (a.s.)’nin faaliyetlerine başlamak üzere İslam aleminin son eski merkezi olan İstanbul’a geldiği bu tarihte, İslam’ın ve Müslümanların lehine daha birçok önemli olay gerçekleşmiştir.

bediuzzamanahirzaman baslik2011 2011 RAMAZAN SOHBETLERİ 3.GÜN

Hz. İsa (a.s.) ve Hz. Mehdi (a.s.), deccalin büyük fitnesine karşı birlikte mücadele edeceklerdir

Hz. İsa (a.s.) ve Hz. Mehdi (a.s.), deccalin büyük fitnesine karşı birlikte mücadele edecek ve bu sapkın fikir sistemini ortadan kaldıracaklardır. Bu dönem, tüm insanlar için huzur, sevgi, barış, adalet ve bereket çağı olacaktır. Deccali sistem olan masonluğun, Müslümanlar, Hıristiyanlar ve Museviler arasında oluşturmaya çalıştığı fitne de bu dönemde son bulacak, tüm iman edenler bir arada kardeşçe, ibadetlerini huzur içinde yerine getireceklerdir. İnsanlar, deccal fitnesinden kurtulmuş olmanın rahatlığını yaşayacak ve dünya tüm görkemi ile Altın Çağı karşılayacaktır. Huzurun, mutluluğun ve güzelliğin hakim olduğu Altın Çağın gelişi, Allah’ın izniyle, çok yakındır.

“Şahs-ı İsa Aleyhisselam’ın kılıncı ve maktul olan (yok edilen) şahs-ı Deccal’in, teşkil ettiği dehşetli maddiyunluk (maddecilik) ve dinsizlik azametli heykeli ve şahs-ı manevisini mahvedecek ancak İsevi ruhanileridir ki; o ruhaniler, din-i İsevinin hakikatini (Hristiyanlığın esaslarını) hakikat-i İslamiye ile mezcederek (katarak) o kuvvetle onu dağıtacak, manen öldürecek.Hatta “Hazret-i İsa Aleyhisselam gelir. Hazret-i Mehdi’ye namazda iktida eder (uyar), tabi olur.” Diye rivayeti bu ittifaka ve hakikat-i Kuraniyenin mutbuiyetine ve hakimiyetine (Kuran esaslarının hakimiyetine) işaret eder.” (Şualar, s. 493)

İçinde bulunduğumuz ahir zamanda, deccalin en büyük fitnesi olan Darwinizm, bütün dünyaya yayılmış durumdadır. Dünyada kendisini gösteren dinsizliğin, zulüm ve katliamların, ahlaksızlığın, savaşların, merhametsizliğin, acımasızlığın temel kaynağı budur. Darwinizm fitnesi, deccal sistemi olan masonluk tarafından basın ve yayın yoluyla yaygınlaştırılmış, telkin yoluyla, insanların büyük kısmı farkında dahi değilken beyinlerine girmiş, onları insani vasıflardan uzaklaştırmış, tüm dünyayı hakimiyeti altına almıştır. Elbette ki bu hakimiyet Hz. İsa (a.s) ve Hz. Mehdi (a.s) zamanında tamamen ortadan kalkacaktır.

Ona karşı Âl-i Beyt-i Nebevînin silsile-i nuranîsine (Peygamberimizin nurani soyuna) bağlanan, ehl-i velayet (velilerin) ve ehl-i kemalin (kamil iman sahiplerinin) başına geçecek Âl-i Beytten Muhammed Hz. Mehdi isminde bir zât-ı nuranî (nurlu bir şahıs), o Süfyan’ın şahs-ı manevîsi olan cereyan-ı münafıkaneyi (münafıklık akımını) öldürüp dağıtacaktır…(Mektubat, sf. 56-57)

http://www.kutubisittedemehdiveisa.com/

ebced baslik2011 2011 RAMAZAN SOHBETLERİ 3.GÜN

 

Kehf Suresi – 61

Adnan Oktar: Bakın Kehf Suresini açtım. Kehf Suresi çok kapsamlı olarak Hz. Mehdi’den bahseder demiştim. Bakın diyor ki, Kehf Suresi 61, “Böylece, ikisi” Hz. Musa ile genç yardımcısı, ama ahir zamana bakan yönüyle Hz. İsa ve Hz. Mehdi, “İki denizin birleştiği yere ulaşınca”, iki deniz nerede birleşiyor? İstanbul’da birleşiyor, değil mi? Ebcedi kaç? 1984, Mehdi’nin ilk yılları, ilk çıkış yılları. Daha talebelerinin sayısının çok az olduğu yıla işaret ediyor. Zaten “ikisi” diyor burada da inşaAllah.

adnanoktar3 2011 RAMAZAN SOHBETLERİ 3.GÜN

www.harunyahya.org/imani/kehf/Kehf1.html

kehfsuresindenahirzaman 2011 RAMAZAN SOHBETLERİ 3.GÜN

nedemistineoldu baslik2011 2011 RAMAZAN SOHBETLERİ 3.GÜN

Türkiye Arap ülkeleri için önemli bir model

Ne Demişti

Ne Oldu

Başkent TV, 13 Şubat 2009 Adnan Oktar: Peygamberimiz (sav) Arap’tı. Araplar bizim canımız, ciğerimiz. İsmailoğulları’dır. Hz. İsmail’in soyudur. Mübarek bir nesildir. Aksini düşünemeyiz. ARAPLARDA DA BİR TÜRK HAYRANLIĞI VARDIR. TÜRKLERİN LİDER OLDUĞUNU BÜTÜN ARAP ÜLKELERİ ŞU AN BİLİYORLAR. Kader böyledir. Peygamber Efendimiz (sav)’in hadisleri vardır. PEYGAMBERİMİZ (SAV) BÜTÜN İSLAM ALEMİNİ TÜRKLERE EMANET ETMİŞTİR. ÇOK FAZLA HADİS VARDIR. KIRMIZI BAYRAKLAR ÇIKACAK ÖNCE DİYOR PEYGAMBERİMİZ (SAV) Kİ BUNLAR TÜRK BAYRAKLARIDIR. YEŞİL BAYRAKLAR İLE BİRLEŞECEKLER DİYOR. İSLAM ALEMİNİN BAYRAKLARI VE KIRMIZI YEŞİL BAYRAKLARLA BİZ TÜRK İSLAM BİRLİĞİ’Nİ OLUŞTURACAĞIZ İNŞAALLAH… Bu zaten kaçınılmaz bir kaderdir. Araplar da, İranlılar da, Pakistanlılar da, Mısırlılar da yani hangisi olursa olsun, Ermeniler de, Gürcistan da, Litvanya da hepsi Türk İslam Birliği’nin içerisinde bizim canımız, ruhumuz, kardeşlerimizdir. Hepsini şefkatle kucaklayacağız, hepsinin can ve mal güvenliğini garanti edeceğiz, hepsini zengin edeceğiz, maddi ve manevi, onları huzura kavuşturacağız. Bu bir kader. Bir aşamasında da sonra Rusya’yı alacağız inşaAllah Türk İslam Birliği’nin içerisine. Dünyanın en büyük süper devletini oluşturacağız.


Kordon TV, 27 Temmuz 2008

Adnan Oktar: ASLINDA TÜRKİYE’NİN O BÖLGEDE AĞABEY OLMASI LAZIM, YANİ LİDER OLMASI LAZIM. TÜRKİYE, Çok vicdanlı insanların olduğu bir ülke. Mesela Bosna’ya gidiyorlar seviliyorlar, Somali’ye gidiyorlar, seviliyorlar. Her yerde saygı görüyorlar. Afganistan’da çok sevilip saygı görüyorlar. Böyle fiili bir durum var. Demek ki bütün Ortadoğu, bütün İslam alemi Türk ordusunu seviyor ve Türk milletini seviyor. DEMEK Kİ AĞABEYLİK YAPMALARINI İSTİYORLAR. YANİ TÜRKİYE’NİN BURADA ORTAYA ÇIKIP, BU AĞABEYLİĞİ YERİNE GETİRMESİ GEREKİYOR, İslam ülkelerinde ve Türk devletlerinde de…

Yeni Şafak, 2 Nisan 2011liderturk yenisafak020411 2011 RAMAZAN SOHBETLERİ 3.GÜN

Zaman, 3 Mart 2011

turkiyeLider zaman030311 E%281%29 2011 RAMAZAN SOHBETLERİ 3.GÜN

İngiltere Başbakan Yardımcısı Nick Clegg, Arap dünyasında yaşanan değişim sürecinde Türkiye’nin üstlenebileceği rolün önemine vurgu yaptı.Müslüman Kardeşler’in liderlerinden Eşref Abdülgaffar da, Mısır’daki gelişmeleri anlattığı bir programda Türkiye’yi model ülke olarak gördüklerini kaydetti.

Türkiye, 3 Mart 2011

misirTurkiye turky030311 E 2011 RAMAZAN SOHBETLERİ 3.GÜN

Cumhuriyet, 5 Mart 2011

turkiyeLiderMisir cumhryt050311 E 2011 RAMAZAN SOHBETLERİ 3.GÜN

sizinicinsectiklerimiz baslik2011 2011 RAMAZAN SOHBETLERİ 3.GÜN

A9site 2011 RAMAZAN SOHBETLERİ 3.GÜN

Yeni televizyonunuz A9’da Yaşayacağınız tek bir an, Duyacağınız tek bir cümle, Göreceğiniz tek bir kare ve düşüneceğiniz tek bir konu ile; HAYATA BAKIŞINIZ DEĞİŞİR.

Frekans: 12525 / 30000 / V

A9, insanlar arasında sevgi, adalet ve dayanışma anlayışını inşa etmek üzere yola çıktı ve Temel Yayın Politikası, Türk-İslam ahlakının birleştirici üslubuyla, Türkiye’de ve Dünya’da barış ortamının yerleşmesine hizmet etmek üzerine kuruldu. Dolayısıyla her programda, her belgeselde ve akla gelebilecek her türlü yayında bu politika açıkça hissedilecek.

A9 şunu savunmaktadır; Türk-İslam ahlakı ve bunun getirdiği büyük dayanışma ruhu, dünyayı, daha önce benzeri görülmemiş bir mutluluk ve refah düzeyine çıkaracaktır.

A9, yapacağı yayınlarla, Türkiye’nin muhteşem geleceğini hazırlayan sembol kanallardan biri olma iddiasındadır. Bu sitede A9 TV’de yayınlanan tüm programlara ulaşabilir ayrıca A9 TV’yi canlı olarak seyredebilirsiniz.

kabatasmasali baslik2011 2011 RAMAZAN SOHBETLERİ 3.GÜN

35 bin yıllık flüt tarihin evrimi iddiasını yalanlıyor

Almanya’daki kazı çalışmaları sırasında ortaya çıkarılan 35 bin yıllık flüt, bugüne kadar bulunan diğer flütler gibi tarihin erken dönemlerinde yaşayan insanların gelişmiş bir sanat zevkine sahip olduklarını göstermektedir.

nicholasconard 2011 RAMAZAN SOHBETLERİ 3.GÜNArkeolog Nicholas Conard’ın 12 ayrı parça halinde bulduğu, kızıl akbaba kemiğinden yapılmış bu flüt, Güney Almanya’daki Hohle Fels Mağarası’ndan çıkarılmıştır. 5 delikli bu flüt kolay kırılabilecek bir yapıda olduğu için arkeolog Conard, bu enstrümanın işlevselliğini test etmek için aynı cins kemikten flütün birebir kopyasını oluşturmuştur. Bu flütle Batı müziğinin temel formu olan yedi nota ölçüsünü kullanarak Amerikan Ulusal marşını çalmıştır.

Arkeologlar aynı mağarada flütün yanısıra mamut dişinden yapılmış altı heykelcik de bulmuşlardır. Hollanda Leiden Üniversitesi’nden arkeolog Wil Roebroeks, 35 bin yıl önce Avrupa’da ileri bir kültürün hakim olduğunu ve bu insanların yaşam biçimleriyle günümüz insanlarınınkinin benzerlik gösterdiğini açıklamıştır. Arkeolog Roebroeks bu flütleri modern insanların üretip, çaldığını söylemektedir. Kanada, Victoria Üniversitesi’nden April Nowell de bu bulguların iyi gelişmiş, yerleşik bir teknik ve geleneğin varlığını ortaya koyduğunu açıklamıştır.

 

flute germany 2011 RAMAZAN SOHBETLERİ 3.GÜN

 

Bu arkeolojik buluntular Darwinistlerin, insanların maymunlara ortak bir atadan geldikleri iddiasını bir kez daha yalanlamaktadır. Darwinistler, on binlerce yıl önce sözde hırıltılar çıkarıp, hayvani bir yaşam sürdüğünü iddia ettikleri maymunumsu varlıkların toplu halde yaşadıklarını ve böylece akıllı ve sosyal davranışlar geliştirdiklerini iddia ederler. Oysa sürü halinde yaşayan yalnızca bu sözde ilkel varlıklar değildir. Goriller, şempanzeler, maymunlar ve daha pek çok hayvan türü sürüler halinde yaşamaktadır. Ama bunların hiçbiri insanlar gibi akıllı ve sosyal davranışlar geliştirmemiştir. Hiçbiri yedi nota ölçülü flüt yapmamış, heykeltraşlık yapmamış kısaca akıl ve yetenek sergileyememiştir. Çünkü akıllı ve bilinçli davranış yalnızca insanlara has özelliklerdir. Geçmişten günümüze izi kalan onbinlerce yıllık tüm bu eserler de, bizler gibi akıl ve şuura sahip, hesaplama, planlama, üretme yeteneği olan Allah’ın ruh verdiği insanlar tarafından meydana getirilmiştir. (www.evrimmasali.com)

flut3 2011 RAMAZAN SOHBETLERİ 3.GÜN
Üstteki 7 bin yıllık duvar resminde görülen flüt çalan insan figürü, dönemin insanlarının müzik bilgisine ve kültürüne dolayısıyla, gelişmiş bir zihniyete ve medeniyete sahip olduklarını göstermektedir.
flut4 2011 RAMAZAN SOHBETLERİ 3.GÜNYaklaşık 7 bin yıllık olan yandaki duvar resminde, müzik aleti çalan bir adam görülmektedir. Üstteki resimde ise, Botswana’da yaşayan Dzu yerlilerinden biri benzer bir müzik aletini çalarken görülmektedir.

7 bin yıl önce kullanılan bir müzik aletinin çok benzerinin bugün halen kullanılıyor olması dikkat çekici bir durumdur. Bu, Darwinistlerin iddiasını yıkan örneklerden biridir. Darwinizm’in iddia ettiği gibi medeniyet hep ileri gitmemekte kimi zaman da binlerce yıl aynı şekilde kalmaktadır. Bu adam 7 bin yıldır var olan bir müzik aletini kullanmaya devam ederken, dünyanın öbür ucunda en gelişmiş müzik aletleriyle senfoniler bestelenmekte, her iki kültür de aynı dönemde yaşanmaktadır.

imanhakikatleri baslik2011 2011 RAMAZAN SOHBETLERİ 3.GÜN

 

Regenerasyon -Yenilenme- Mucizesi

imanhakikati2 2011 RAMAZAN SOHBETLERİ 3.GÜNRegenerasyon, bir üreme çeşididir ve yenilenme anlamına gelmektedir. Vücuttan kopan büyük bir parçanın yeni bir canlı meydana getirmesi veya kopan kısmın yeniden oluşması, onarılması şeklindeki bir çeşit bölünerek üremedir. Planarya adı verilen tatlı sularda yaşayan yassı kurtlar enine veya boyuna parçalara bölünse, her parça ayrı ayrı bir planarya kurdu meydana getirir. Yer solucanı iki parçaya kesilse, her parça ayrı ayrı hayatına devam eder. Deniz yıldızı ve istakoz kopan kol ve bacaklarını yeniler.

Ayrıca kavak, söğüt, gül gibi bitkilerin kesilmiş dal parçaları ile üremesi –çelikleme yöntemi- birer regenerasyondur. Patates, lâle gibi bitkilerin yumrularının bir gözünden yeni bitki meydana getirmesi de regenerasyona örnektir.

Bu örnekte de görüldüğü gibi tüm canlılardaki organlar ve sistemler mucizevi özelliklere sahiptir. Bütün bu özellikleri canlıların bilinçle ve kendi kendilerine düşünüp karar vererek yapmış olabilecekleri düşünülemez bile. Canlıların özelliklerİ incelendiğinde insan, yaşamın ne denli ince hesaplara dayandığını ve yaratılıştaki mucizeleri görecektir ve Allah’ın sonsuz ilmini ve kusursuz sanatını bir kez daha kavrayacaktır.

Allah, yedi göğü ve yerden de onların benzerini yarattı. Emir, bunların arasında durmadan iner; sizin gerçekten Allah’ın her şeye güç yetirdiğini ve gerçekten Allah’ın ilmiyle her şeyi kuşattığını bilmeniz, öğrenmeniz için. (Talak Suresi, 12)

2011 RAMAZAN SOHBETLERİ 2.GÜN

2 Ağu


2011 RAMAZAN SOHBETLERİ 2.GÜN

Ramazan 2011, 2. Gün

Dünya hayatı yalnızca bir oyun ve bir oyalanmadan başkası değildir. Korkup-sakınmakta olanlar için ahiret yurdu gerçekten daha hayırlıdır. Yine de akıl erdirmeyecek misiniz? (En’am Suresi, 32) 


“Sizin ölüler diyarına varmanız ve orada yaptıklarınıza karşılık rehin olarak kalmanız yakındır. Sizi de kabir kucaklayacak… Ahiret için çalışmadan ahireti uman, uzun emellerin peşinde koşup tevbeyi geciktiren, dünyayı sevmeyen kişilerin diliyle dünyadan bahsettiği halde dünyayı sevenler gibi çalışan, kendisine verilince doymayan, verilmeyince sızlanan kimselerden olmayın.” (İbn-i Mace)




“İman bağlarının en sağlamı Allah için dostluk, Allah için düşmanlık, Allah için sevgidir.”1

Alemlere rahmet olarak gönderilen kutlu Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sav), sadece kendisine vahyolunana uymuş, insanlardan çekin meden sadece Allah’ın bildirdiklerini yapmıştır. Çağdaşı olan müşrikler ve diğer dinlerin mensupları Peygamberimiz (sav)’den kendi çıkarlarına uygun hükümler getirmesini istemişlerdir. Bu kişiler sayıca ve kuvvetçe daha üstün konumda olmalarına rağmen, Peygamberimiz (sav) Kuran’ı ve Allah’ın hükümlerini daima büyük bir titizlik ve kararlılıkla korumuştur.

Peygamberimiz (sav)’in, Allah yolunda kararlı ve sebatlı olması ile hak din, en güzel ve en doğru şekliyle insanlara bildirilmiştir. İnsanların büyük bir bölümü ile kıyas yapmak Peygamberimiz (sav)’in bu üstünlüğünün daha da iyi anlaşılmasına vesile olacaktır. Günümüzde de geçmişte de insanların büyük bir bölümü zaaflara, hırslara, tutku dolu isteklere sahiptirler. Büyük bir çoğunluğu ise dini kabul etmelerine rağmen bu zayıflıklarına yenilirler. Zaaf ve tutkularını terk etmek yerine dinin hükümlerinden tavizler verirler. Örneğin dostlarının, eşlerinin, akrabalarının ne diyeceğinden çekinerek dinin bazı hükümlerini yerine getirmezler. Veya dine uymayan bazı alışkanlıklarını terk edemezler. Bu nedenle, dini kendi çıkarlarına göre yorumlar, kendilerine uyan hükümlerini kabul eder, diğerlerini görmezden gelirler.

Peygamberimiz (sav) ise, bu tür insanların isteklerine hiçbir zaman taviz vermemiş, Allah’ın indirdiğini hiçbir değişikliğe uğratmadan, hiç kimsenin çıkarını hesap etmeden, sadece Allah’tan korkup sakınarak Kuran’ı insanlara tebliğ etmiştir. Allah, Peygamber Efendimizin bu takva özelliğini Kuran’da şöyle bildirmektedir:

Battığı zaman yıldıza andolsun; Sahibiniz (arkadaşınız olan peygamber) sapmadı ve azmadı. O, hevadan (kendi istek, düşünce ve tutkularına göre) konuşmaz. O (söyledikleri), yalnızca vahyolunmakta olan bir vahiydir. Ona (bu Kuran’ı) üstün (oldukça çetin) bir güç sahibi (Cebrail) öğretmiştir. (Necm Suresi, 1-5)

Ve bilin ki Allah’ın Resûlü içinizdedir. Eğer o, size birçok işlerde uysaydı, elbette sıkıntıya düşerdiniz. Ancak Allah size imanı sevdirdi, onu kalplerinizde süsleyip-çekici kıldı ve size inkarı, fıskı ve isyanı çirkin gösterdi. İşte onlar, doğru yolu bulmuş (irşad) olanlardır. (Hucurat Suresi, 7)


www.kuranahlaki.com

 

—————-

1-Kütüb-i Sitte, 10. cilt, s.141

 

 

 

 

 

Allah’ın razı olacağı tavrı anlamak son derece kolaydır

İnsanın karşısında binlerce alternatif olduğunda bile, tüm bunlar arasından Allah’ın en razı olacağı seçeneği görebilmesi son derece kolaydır. Örneğin insan gününü nasıl geçireceği konusunda Allah’ın rızasının en çoğuna göre bir seçim yapması gerektiğinde karşısında pek çok alternatif olduğunu görür. Tüm gününü evde oturup spor yaparak ve televizyon izleyerek geçirebilir. Spor yapmanın sağlığını korumak için önemli olduğunu, televizyon izlemenin de kültürünü artıracağını söyleyerek bunlarda Allah rızasını gördüğünü söyleyebilir. Ama dünya üzerinde dinsiz akımlar bu kadar güç kazanmışken, İslam topraklarında savunmasız kadınlar, yaşlılar ve çocuklar “Rabbimiz Allah’tır” dedikleri için öldürülürken, savaşlar, çatışmalar ve ahlaki yozlaşma bu derece artmışken, iman eden bir insanın tüm gününü spora ve televizyona ayırması vicdanlı bir tavır olmaz. Bunun yerine Kuran ahlakının mükemmelliğini diğer insanlara anlatıp, onların da ahiretlerine vesile olmaya çalışması hiç şüphesiz diğerinden daha hayırlı bir davranış olacaktır. Çünkü bu “Sizden; hayra çağıran, iyiliği (marufu) emreden ve kötülükten (münkerden) sakındıran bir topluluk bulunsun. Kurtuluşa erenler işte bunlardır.” (Al-i İmran Suresi, 104) ayetiyle de bildirilmiş, her Müslümanın üstlenmesi gereken bir sorumluluktur. Bu sorumluluğa yöneldiği takdirde öncelikli olarak kendi ahireti için ibadette ve salih bir amelde bulunmuş olur. Bu davranışın kişiye Allah’ın rızasını daha çok kazandırabileceği son derece açıktır.

Allah bu duruma Kuran’da şöyle bir örnek vermiştir:

Hacılara su dağıtmayı ve Mescid-i Haram’ı onarmayı, Allah’a ve ahiret gününe iman eden ve Allah yolunda cihad edenin (yaptıkları) gibi mi saydınız? (Bunlar) Allah Katında bir olmazlar. Allah zulmeden bir topluluğa hidayet vermez.

İman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cehd edenlerin Allah Katında büyük dereceleri vardır. İşte ‘kurtuluşa ve mutluluğa’ erenler bunlardır. (Tevbe Suresi, 19-20)

Ayetlerden de anlaşılabileceği gibi hacılara su dağıtmak ya da Mescid-i Haram’ı onarmak da Allah’ın rızasına uygun olan hayırlı davranışlardır. Ancak imkanları olduğu halde ibadetlerini bu davranışlarla sınırlayan kimselerin kendilerini kandırmamaları ve yaptıklarını yeterli görmemeleri son derece önemlidir. Çünkü kıyas yapıldığında bunların Allah yolunda malıyla ve canıyla mücadele eden bir insanın davranışlarıyla bir olmadığı görülür. İnsanın daha güzelini, daha hayırlısını ya da takvaya, Kuran ahlakına daha uygun olduğunu bildiği bir tavır varken bundan daha azını tercih etmesi ihlasa uygun bir davranış olmaz. Çünkü bu vicdanını tam olarak kullanmaması, biraz da olsa nefsine pay ayırması, kendi menfaatlerinden yana hareket etmesi anlamına gelir. Oysa Kuran’a uygun olan, yapılması gereken iş ne kadar nefsine ters, ne kadar zor olup fedakarlık gerektirse de her zaman için Allah’ın rızasını kazanabilmeyi, nefsinin menfaatlerine tercih etmesidir.

(http://www.derindusunmek.com/)

 

Dünyanın yüzde 99′unu dinsiz yapan sistem deccaliyettir.

Adnan Oktar`ın 14 Haziran 2011 tarihli saat 12:00’daki A9 Tv röportajından

 

 

 

Mehdi Mehdilik iddialarini kabul etmez

(HZ. MEHDİ’YE SIK SIK “ALAMETLER SENDE MEVCUT” DİYEREK HZ. MEHDİ OLDUĞU İDDİASI GETİRİLECEKTİR, FAKAT O, ISRARLA SÖYLENEN BU İDDİAYI KABUL ETMEYECEKTİR)

“Sen Hz. Mehdi’sin” dediklerinde o kabul etmeyecek…”

(El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, Beklenen Hz. Mehdi’nin Alametleri, s. 40)

“Kendisine “senin ismin budur, babanın ismi şudur, alametler sende mevcuttur” diyecekler, ancak o yine kabul etmeyecek…”

(El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, Beklenen Hz. Mehdi’nin Alametleri, s. 40)

 


“Hz. Mehdi’ye, Deccaliyet’e ve dinsizlerin zulmüne karşı bizi korumazsan bütün günahımız ve dökülen kanlarımız boynunda olsun” diyecekler.Bu konuşmadan sonra (manevi sorumluluk almamak için) Hz. Mehdi manevi liderliği kabul edecektir.”

(El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, Beklenen Hz. Mehdi’nin Alametleri, s. 40)

(HZ. MEHDİ) ANCAK BASKI İLE BAŞA GEÇMEYE RAZI OLACAKTIR.(El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 48)

İnsanlar nihayet Hz. Mehdi’ye gelirler ve … KENDİSİ İSTEMEDİĞİ HALDE, ONA BİAT EDERLER.

(Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 31)

SAHİPLERİ (HZ. MEHDİ) ÇEKİNİR VE NETİCEDE İSTEMEDİĞİ HALDEEhli Bedir sayısınca insan ona, biat eder.

(Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 34

 

Bediüzzaman Hazretleri’nin Hz. İsa (a.s) ve Hz. Mehdi (a.s)’ın bir şahsı manevi değil, bir zatı temsil ettiğine dair açıklamaları çok açık ve nettir.
Bediüzzaman Said Nursi’nin açıklamaları, Kuran’da yer alan işaretler ve Peygamber Efendimiz (sav)’in hadisleriyle aynı doğrultudadır. Ancak Bediüzzaman Hazretleri’nin eserlerinde kullandığı “şahsı manevi” kavramı konusundaki yanlış anlaşılma Hz. İsa (a.s) ve Hz. Mehdi (a.s) için de söz konusudur. Rivayetlerden ve İslam alimlerinin izahlarından Hz. İsa (a.s) ve Hz. Mehdi (a.s)’ın bir şahsı manevi olmayacağı, fiziksel özelliklerine, karakter ve ahlakına, nesebine kadar detaylı olarak tarif edilmiş mübarek birer şahıs olacakları, açık ve net bir biçimde anlaşılmaktadır. Ancak elbette ki Hz. İsa (a.s) ve Hz. Mehdi (a.s)’ın da kendisinden önceki tüm elçiler gibi bir şahsı manevisi olacaktır. Hatta rivayetlerde bu şahsı manevinin bütün yeryüzünü kaplayacağı bildirilmiştir. Fakat Hz. Mehdi (a.s)’ın kendisi de bizzat işin başında olacaktır. Nitekim Bediüzzaman’ın yazılarında da bu konuyu net olarak açıklayan birçok izah bulunmaktadır. Bediüzzaman’ın aşağıda yer alan sözlerinde Hz. Mehdi (a.s)’ın bir şahsı manevi değil, bir zatı temsil ettiğine dair açıklamaları, hiçbir ihtilafa yer vermeyecek kadar açık ve nettir.

Bediüzzaman’ın Hz. İsa (a.s) ve Hz. Mehdi (a.s) için kullandığı “o zat” ya da “o şahıs” gibi ifadeler, “şahsı manevi” kavramı konusundaki yanlış anlaşılmalara açıklık getirmektedir.

… âlem-i semavatta (gökler aleminde) cism-i beşerîsiyle (insani cismiyle) bulunan şahs-ı Îsâ Aleyhisselâm, o din-i hak cereyanının (Hak dinin) başına geçeceğini….(Mektubat, sf. 60)

Hem de o eşhasın (o şahısların) şahs-ı manevîsine veya temsil ettikleri cemaate ait âsâr-ı azîmeyi (fevkalade eserleri, izleri) o eşhasın (şahısların) zâtlarında tasavvur ederek öyle tefsir etmişler ki, o eşhas-ı hârika (harika şahıslar yani Hz İsa ve Hz. Mehdi) çıktıkları vakit bütün halk onları tanıyacak gibi bir şekil vermişler.(Sözler, sf. 343-344)
http://www.risaleinurdamehdi.com/

 

Taha Suresi, 68

 

Adnan Oktar : Hz. Musa (a.s.)’a Cenab-ı Allah diyor ki; “Korkma dedik” diyor Allah, “muhakkak sen üstün geleceksin”. Bak, “muhakkak sen üstün geleceksin”; ebcedi yani tarihi 1956 yılını veriyor. 68 de komünist hareketin başladığı tarihtir aynı zamanda, 1968, Türkiye’de. “Korkma dedik. Muhakkak sen üstün geleceksin”. Harf karşılığı birebir tam 1956 veriyor.
1956 Risale-i Nur’un neşir tarihidir, serbest bırakıldığı tarihtir. Ayrıca Said Nursi diyor, “1956 münafıkane sistemin çöküşünün başlangıç tarihidir” diyor, 1956. “Ondan sonra dinsizlik sürekli gerileyecektir” diyor. Yani “ateist, materyalist ve Darwinist felsefe, düşünce bu tarihten itibaren yıkılacaktır” diyor, 1956 yılından itibaren. “Başlangıcıdır” diyor “miladıdır” inşaAllah, 1956 diyor ve Risale-i Nur’un intişar tarihidir.


www.risaleinurdamehdi.com

 

Kanser ve diyaliz hastalarına bedava taksi hizmeti veriliyor

Ne Demişti

Ne Oldu

Çay TV, 11 Mart 2009   

Adnan Oktar: Bir de hastalıklar; mesela bir adam, devlet memuru bir tane ev almış. Bütün emeğinin sonucu, emeklilik ikramiyesini almış, onla ve biraz da katıştırarak bir ev almış. Adama diyorlar ki tam emekli olmuş, hastaneye gidiyor, kardeşim sen kanser hastasi olmuşsun. Bütün aile bir geriliyor, tabii bir hayır var, ama o şeyi daha alamadı bizim insanlarımızın bir kısmı. Ne yapalım diyor, buna en 200 milyar gerekir diyor adam, tedavisi için. Nasıl yapacağız diyor, işte bulacaksın diyor. Yoksa git başının çaresine bak kendin bilirsin, hemşerim diyor, adam işine bakıyor, yüzüne de bakmıyor. Bu çok korkunç bir şey, her hasta bizim sorumluluğumuzdadır millet olarak. Hasta olmak suç değildir, şereftir, onurdur ve yükümlülüğü bizim üzerimizdedir. Hasta olduğunda o kişi, o kardeşimiz artık bize emanettir, milletçe bize emanettir. Ona biz bakacağız, yemesinden, içmesinden, konforundan, neşesinden, mutluluğundan, tedavisinden, her şeyinden biz sorumluyuz. HASTADAN PARA ALINMAZ, en kaliteli, en güzel hastaneye gidecek, BİRİNCİ SINIF HASTANEYE GİDECEK KANSER HASTASI; ORADA ASLANLAR GİBİ TEDAVİ OLACAK, HÜRMET GÖRECEK, SEVGİ GÖRECEK, HATTA ONUN GÜZEL GENİŞ SALONLARINDA OTURTACAKLAR. Dini sohbetler yapılacak, konuşacak, morali güçlü olacak onun. Çünkü bu tip hastalıklar da biliyorsunuz moral önemli. Adama sen evini sattırırsan, arabasını sattırıyorsun, bankadaki bütün paralarını alıyorsun, borca sokuyorsun, adamı tedavi ediyorsun. Ama tedavi oluyor mu olmuyor mu o da ayrı mesele; adamı çift yerden vurmuş oluyorsun bu sefer. Hem hastalığına sevgi ve şefkat göstertmeyerek hem de ekonomik yönden çökerterek. HASTADAN PARA ALINMAZ; BİZ MİLLİ BİR TERBİYE OLARAK BUNU YAPACAĞIZ.Bu asla kabul edilecek bir şey değildir.Bugün,  6 Şubat 2011

Kanser ve diyaliz hastaları Devletten bedava taksi hizmeti alabiliyorlar. Kemoterapi ve radyoterapi gören kanser hastaları ve diyaliz hastaları toplu taşıma araçlarını kullanamıyorlarsa, kuruldan 3 ay süreli rapor alarak taksiyle hastaneye gidip-gelebiliyorlar.

 

 

 

 


Maddenin Ardındaki Sır

Bu filmde hayatın çok önemli bir gerçeği anlatılmaktadır.

Maddesel dünyaya bakış açınızı kökten değiştirecek olan bu filmi, çok dikkatli bir biçimde ve sindirerek izlemelisiniz. Filmde anlatılanlar, yalnızca bir bakış açısı, farklı bir yaklaşım veya herhangi bir felsefi düşünce değil; dine inanan-inanmayan herkesin kabul edeceği, bilimin de kanıtladığı kesin birer gerçektir.

Bu gerçeği şöyle özetleyebiliriz: “Dünyada yaşadığımız hayatın birer parçası olan tüm olaylar, insanlar, binalar, şehirler, arabalar, mevkiler, kısacası hayatımız boyunca gördüğümüz, tuttuğumuz, dokunduğumuz, kokladığımız, tattığımız, dinlediğimiz herşey, gerçekte beynimizde oluşan görüntü ve hislerdir. Bunların dış dünyada var olan asılları ile muhatap olamayız.

http://tr.harunyahya.tv/videoDetail/Lang/1/Product/1195/MADDENIN_ARDINDAKI_SIR

 

Nihau Mağarası’nın Duvarlarını Süsleyen 14 Bin Yıllık Harikulade Resimler

Fransız Pireneleri’ndeki Niaux Mağarası’nda 1906 yılında gün ışığına çıkarılan etkileyici güzellikteki resimler üzerinde yapılan karbon testleri bu eserlerin yaklaşık 14 bin yıl önce yapıldıklarını göstermiştir. Niaux Mağarası’ndaki resimler ve o günden bu yana da detaylı olarak incelenmektedirler. Mağaranın en süslü bölümü, bizon, at, geyik ve dağ keçisi resimlerinin olduğu Siyah Salon olarak adlandırılan karanlık bir kesimdeki yüksek bir oyuktan oluşan köşedir.

Bu resimlerle ilgili bilim adamlarının ilgisini çeken en önemli unsurlardan biri kullanılan boyama tekniğidir. Yapılan araştırmalar, bu resimlerde doğal ve yerel kaynakların biraraya getirilerek özel karışımlar elde edildiğini göstermektedir. Şüphesiz bu, ilkellikten henüz çıkmış varlıkların yapamayacağı bir düşünme, planlama ve üretme yeteneğinin göstergesidir. Roger Lewin, bu boyama tekniğini şöyle anlatmaktadır:

Boya yapımında kullanılan maddeler (pigmentler) ve mineral dolgu maddeleri, Üst Paleolitik insanlarca özenle seçilerek, özel bir karışım oluşturmak üzere 5-10 mikrona dek inceltiliyordu. Siyah boya, tahmin edileceği gibi, odun kömürü ve manganezdioksitti. Ancak ilgi, daha çok, dolgu maddeleri üzerine yoğunlaşmıştı. Dolgu maddeleri, renklere canlılık verdiği gibi, adından da anlaşılacağı üzere, boyayı kalınlaştırmaya da yarar. Dört değişik türü olduğu anlaşılan bu maddeleri, araştırmacılar birden dörde kadar sıralamışlardır: Talk, barit, potasyum feldispat ve biyotit (mika) ağırlıklı feldispat potasyum. Clottes ve arkadaşları bu dolgu maddelerini kendileri de denemişler ve çok etkili olduğunu görmüşlerdir. (Roger Lewin, The Origin of Modern Humans, W.H. Freeman and Company, New York, 1993, sf. 193)

Görüldüğü gibi kullanılan teknik, son derece ileridir. Bu da açık bir gerçeği yeniden gözler önüne sermektedir: Geçmişte ilkel olarak adlandırılan herhangi bir varlık yaşamamıştır. İNSAN İLK VAR OLDUĞU GÜNDEN BERİ DÜŞÜNME, KONUŞMA, AKLETME, KAVRAMA, DEĞERLENDİRME, PLAN YAPMA, ÜRETME YETENEĞİ OLAN ÜSTÜN BİR VARLIKTIR.

Resimlerini renklendirmek için; dolgu maddesi kullanan, bu dolgu maddelerini hazırlamak için tarik, barit, potasyum feldispat ve biyotit gibi kimyasalları başarıyla biraraya getiren kimselerin sözde maymunsuluktan yeni çıkmış, henüz medenileşmiş varlıklar olduklarını iddia etmek akla ve mantığa aykırıdır.

(http://insanmucizedir.com)

 


Deniz Yıldızı

Dönem: Paleozoik zaman, Ordovisyen dönemi

Yaş: 500 440 milyon yıl

Bölge: Fas

Deniz yıldızları genellikle deniz dibinde yaşarlar, 7000 metre derinliğinde yaşayan türleri bulunmaktadır. Yaklaşık yarım milyar yıldır hiç değişmeden soylarını devam ettiren bu canlılar karşısında evrimciler çaresizlik içindedir.

Çünkü söz konusu canlılar on milyon değil, yüz milyon değil, iki yüz milyon değil, yaklaşık beş yüz milyon yıldır aynıdırlar. Eğer evrimcilerin iddiaları doğru olsaydı, deniz yıldızları beş yüz milyon yıllık zaman dilimi içinde çoktan başka canlılara dönüşmüş olacak, bu esnada yarı deniz yıldızı yarı başka bir hayvan olan pek çok garip canlının izi, fosil kayıtlarında günümüze kadar gelecekti. Ancak fosil kayıtlarında evrimcilerin bu iddialarının hiçbir delili yoktur.

2011 RAMAZAN SOHBETLERİ 1.GÜN

1 Ağu


2011 RAMAZAN SOHBETLERİ 1.GÜN

Ramazan 2011, 1. Gün

Andolsun, insanı Biz yarattık ve nefsinin ona ne vesveseler vermekte olduğunu biliriz. Biz ona şahdamarından daha yakınız. (Kaf Suresi, 16)


Resulullah Efendimiz (sav) şöyle buyurdu:

“Allahu Teala dedi ki: Kullarım Beni zikredip, dudaklarını Benim için kıpırdattığı müddetçe Ben kulumla beraberim. Kulum tenha bir yerde Beni zikrederse, Ben de onu kendi Zatımla anarım. Cemaatte andığı vakit, Ben de onun bulunduğu cemaatten daha iyi bir cemaatte onu anarım. Kulum Bana bir karış yaklaşırsa Ben ona bir arşın yaklaşırım. Kulum Bana yürüyerek gelirse ben ona koşarak gelirim, yani isteklerine süratle icabet ederim.” (Buhari)



Rabbim bana dokuz şey emretti: Gizli halde de aleni halde de Allah’tan korkmamı, öfke ve rıza halinde de adaletli söz söylememi, fakirlikte de zenginlikte de iktisat yapmamı, benden kopana da sıla-ı rahim (dostluk) yapmamı, beni mahrum edene de vermemi, bana zulmedeni affetmemi, susma halimin tefekkür olmasını, konuşma halimin zikir olmasını, bakışımın ibret olmasını, marufu (doğru ve güzel olanı) emretmemi.1

Peygamberimiz (sav)’in çok güzel bir ahlaka sahip olduğunu Allah Kuran’da bildirmiş ve şöyle buyurmuştur:

Nun. Kaleme ve satır satır yazdıklarına andolsun. Sen, Rabbinin nimetiyle bir mecnun değilsin. Gerçekten senin için kesintisi olmayan bir ecir vardır. Ve şüphesiz sen, pek büyük bir ahlak üzerindesin. Artık yakında göreceksin ve onlar da görecekler. Sizden, hanginizin ‘fitneye tutulup-çıldırdığını’. Elbette senin Rabbin, kimin Kendi yolundan şaşırıp-saptığını daha iyi bilendir; ve kimin hidayete erdiğini de daha iyi bilendir. (Kalem Suresi, 1-7)

Allah bu ayette ayrıca Peygamberimiz (sav) için kesintisi olmayan bir ecir olduğunu bildirmiştir. Bu, Hz. Muhammed (sav)’in daima güzel ahlak gösterdiğini, takvadan hiçbir zaman ayrılmadığını gösteren bir bilgidir.

Peygamberimiz (sav)’in de “İmanın kemali, güzel ahlakladır” (G.Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis, 2. cilt, Gonca Yayınevi,  İstanbul, 1997, 344/4) sözleriyle belirttiği gibi, imanın en önemli alametlerinden biri güzel ahlaktır. Bu nedenle güzel ahlakın en güzel örneklerini öğrenmek ve uygulamak önemli bir ibadettir.

www.hazretimuhammed.org

 

———–

1-Kütüb-i Sitte, Muhtasarı Tercüme ve Şerhi, Prof. Dr. İbrahim Canan, 16. cilt, Akçağ Yayınları, Ankara, s. 317

 

 

Allah’ın dinini yaşama konusundaki kararlılık hayat boyu devam etmelidir

İmanın çeşitli dereceleri vardır. Allah ayetlerinde güçlü bir imana sahip olan Müslümanların vasıflarına dikkat çekmiş, onların ihlasla ahirete yönelmiş, mütevekkil yapılarını, zorluklar karşısındaki sabırlı tutumlarını, insanlara karşı hoşgörülü, affedici, bağışlayıcı olmalarını ve daha pek çok yönlerini övmüştür. Ne var ki Allah’tan çok korkan, O’nu çok seven, hayatlarının her anını O’nun için yaşayan ve O’nun emrettiği güzel ahlakın gereklerini eksiksiz olarak yerine getiren bu takva Müslümanların yanı sıra, vicdanlarını gereği gibi kullanmayan, dinsizliğe karşı Allah yolunda fikri mücadele vermekten hiçbir özrü olmadığı halde geri kalan ya da örneğin öfkelenme, olaylar karşısında hüzne ya da paniğe kapılma gibi Allah’ın insanları men ettiği kötü ahlak özelliklerini zaman zaman üzerinde barındırabilen, ama tüm bunlara rağmen iman ettiklerini söyleyen insanlar da vardır.

Elbette ki Allah iman eden herkese cennetini vaad etmiştir. Örneğin bir ayette Allah, hiçbir özürleri olmadığı halde Kendi yolunda fikri mücadeleye katılmayan bazı kişilere de cenneti vaad ettiğini şöyle belirtmektedir:

Mü’minlerden, özür olmaksızın oturanlar ile, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenler eşit değildir. Allah, mallarıyla ve canlarıyla cehd edenleri (çaba gösterenleri) oturanlara göre derece olarak üstün kılmıştır. Tümüne güzelliği (cenneti) va’detmiştir; ancak Allah, cehd edenleri oturanlara göre büyük bir ecirle üstün kılmıştır. (Nisa Suresi, 95)

Ayette de bildirildiği gibi, Allah, bütün müminlere cenneti vaad ettiğini, ancak Kendi yolunda mallarını ve canlarını ortaya koyarak dinsizliğe karşı fikri mücadele verenlerin daha üstün bir ecre sahip olacaklarını belirtmiştir.

Gerçek iman, Allah’a kayıtsız şartsız teslim olmayı, O’nun emir ve tavsiyelerine kesin bir şekilde riayet etmeyi, Allah’ın emirlerini yerine getirirken şeytanın sinsi tuzaklarına ve nefsinin bencil oyunlarına hiçbir şekilde boyun eğmemeyi, Allah’ın dinini yaşama konusunda hayat boyu devam eden sağlam bir kararlılık göstermeyi de beraberinde getirmektedir. Dolayısıyla şeytanın aldatıcı oyunlarına karşı Allah yolunda gereken kararlılığı gösteremeyen, zayıf davranabilen, Allah’ın emir ve tavsiyelerine uyma konusunda zaman zaman taviz verebilen insanların bu durumlarını bir an önce düzeltmeye çalışmaları, imanlarını hiç zaman geçirmeden takviye etmeleri, Allah korkularını ve Allah sevgilerini arttırmaları, Allah’a teslim olarak ve ahirete yönelerek sadece Allah rızası için yaşamaya başlamaları Allah’ın rızasına en uygun, en doğru davranış olacaktır.

(http://www.ahiretvar.com)

 

Sıcağın zayıf insanlarda caydırıcı özelliği vardır, yaz rehavetine karşı dikkatli olmak lazım.

Adnan Oktar`ın 16 Haziran 2011 tarihli saat 12:00’daki A9 Tv röportajından

 

 

 

Ahir zamanı anlamak için yeni bilgiler-1
HZ. MEHDİ (A.S.), HİCRİ 1400 (MİLADİ 1980) YILINDA TEBLİĞ HİZMETİNE BAŞLAYACAKTIR

İNSANLAR 1400 SENESİNDE HZ. MEHDİ (A.S.)’IN  YANINDA TOPLANACAKLARDIR.

(Risaletül Huruc-ül Hz. Mehdi, s. 108)

Hz. Mehdi (a.s.)’ın İstanbul’da faaliyete başladığı ve çevresinde insanların ilk toplanmaya başladığı yılın Hicri 1400 olacağı bu hadiste açıkça belirtilmiştir. Ayrıca Hz. Mehdi (a.s.)’nin tebliğ çalışmalarına Hicri 1400’de başlayacağını Bediüzzaman da eserlerinde şu sözlerle belirtmiştir:

“İSTİKBAL-İ DÜNYEVİYEDE(dünyanın geleceğinde) 1400 SENE SONRA GELECEK BİR HAKİKATİ (Hz. Mehdi (a.s.)’nin gelişini) ASIRLARINDA KARİB (yakın) ZANNETMİŞLER.”

(Sözler, s. 318)

HİCRETTEN 1400 SENE SONRAKİ AKİDLERDEN İKİ VEYA ÜÇ AKİD SAY (Bir akid on senedir). O VAKİT MEHDİ EMİN ÇIKAR.

(Esme-l Mesalik Lieyyam-il Mehdîyy-il Meliki Li Küll-id Dünya Biemrillah-il Malik, Kelde bin Zeyd 216)

 

 

 

 

 

Bediüzzaman Hazretleri Allah’ın üstün bir ilimle desteklediği, feraset ve ilim sahibi mübarek bir şahıstır.

Hicri 13. asrın büyük müceddidi Bediüzzaman Said Nursi, Risale-i Nur Külliyatı’nda dünyanın ve İslam’ın geleceği hakkında pek çok önemli müjde vermiştir. Bediüzzaman Hazretleri’nin neredeyse yarım asır önce yaşamış olmasına rağmen eserlerinde vermiş olduğu tüm haberler ve geleceğe yönelik bilgiler, Allah’tan bir rahmet olarak, hep doğru çıkmıştır. Bediüzzaman eserlerinde, dünya üzerinde yaşanacak olan siyasi gelişmeler, İslam aleminin geleceği ve çeşitli ülkelerin karşı karşıya kalacakları bazı durumlarla ilgili önemli detaylar bildirmiştir. Örneğin 1971 yılında meydana gelen sosyal olayları yirmi yıl öncesinden haber vermiş ve söyledikleri aynen gerçekleşmiştir (Şualar, s 260). İslam dünyasının durumu ve geleceğine dair konuşma yaptığı 1951 yılındaki ünlü Şam Hutbesi’nde ise Bediüzzaman, 1981, 1991 ve 2001 yıllarında meydana gelecek olan önemli olaylara işaret etmiş ve bu büyük olaylar da aynı Bediüzzaman’ın söylediği şekilde vuku bulmuştur (Hutbe-i Şamiye, s. 27).

Bediüzzaman’ın ileriye yönelik olarak verdiği haberlerden bir diğeri ise, kendi zamanından neredeyse 80 sene sonra vuku bulan “komünizmin yıkılması” olayıdır. Said Nursi yıllar önce kimsenin hayal bile edemeyeceği bu olayı bir Rus askerine açıklamıştır (Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman Sait Nursi, s.144, Nesil Yayınevi). Bediüzzaman ayrıca ileride bir Avrupa Birliği’nin oluşacağını da yine önceden haber vermiştir. (Emirdağ Lahikası, sf. 499) (Münazarat, s. 107)

Bediüzzaman aynı şekilde öleceği tarihi, ölümünden bir süre sonra kendi mezarının yıkılacağını ve ayrıca bu olayın da hangi tarihte gerçekleşeceğini de 1921 yılında, Lemaat adlı eserinde yazdığı bir şiir ile vefat etmeden önce haber vermiştir. (Mektubat, s. 89) Said Nursi Hazretleri, bu şiirinde işaret ettiği gibi, Hicri 1379 yılında vefat etmiştir. Yine şiirinde belirttiği gibi ölümünden bir süre sonra, Hicri 1380 yılında mezarı yıkılmış ve mübarek bedeni başka bir yere nakledilmiştir.

Buradaki örneklerde olduğu gibi, Bediüzzaman Said Nursi’nin eserlerinde vermiş olduğu diğer bilgiler ve geleceğe yönelik işaretler de yine doğru çıkmıştır. Kuşkusuz ki tüm bunlar Allah’ın rahmetiyle gerçekleşen mucizevi olaylardır. Dolayısıyla Allah’ın üstün bir ilimle desteklediği böyle mübarek, feraset ve ilim sahibi bir şahsın gelecekle ilgili olarak vermiş olduğu diğer bilgilerin de dikkatle incelenmesi ve araştırılması gerekmektedir.

http://www.bediuzzamanvemehdi.com/

 

 

Kıyamet öncesinde, alametlerle kendisini belli edeceği belirtilen ve dünyanın son günleri diye tarif edilen Ahir Zaman, Hz. İsa (a.s) ve Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkacağı, İslam’ın tüm dünya üzerinde hakim olacağı, dolayısıyla Kuran ahlakının insanlar arasında yaygın olarak yaşanacağı kutlu bir dönemdir.

Ebced ise, çok eski tarihlere kadar uzanan ve daha henüz Kuran indirilmeden önce kullanımı çok yaygın olan bir yazım şeklidir. O devirlerde Arap tarihinde geçen tüm olaylar, harflere rakam değeri verilerek yazılır ve böylece her olayın tarihi de kayda geçilmiş olurdu. Bu tarihler, her kullanılan harfin özel rakam değerlerinin toplanmasıyla elde ediliyordu.

Söz konusu ebced yöntemiyle, Kuran’da geçen bazı ayetler incelendiğinde, bu ayetlerin anlamlarına uygun olarak günümüzde yani ahir zamandaki birtakım tarihlere denk geldiğini görürüz.

Ramazan Ayı boyunca sizlere ulaşacak olan bu bölümümüzde, zaman zaman Sayın Adnan Oktar’ın Kuran-ı Kerim’deki bazı ayetlerin ebcedleriyle ilgili açıklamalarına yer vereceğiz. Hangi ayetlerin ebcedleri içinde bulunduğumuz ahir zamana işaret ediyor, bunları göreceğiz.

Ahzab Suresi, 56

Adnan Oktar: “Şüphesiz, Allah ve melekleri Peygambere salat ederler”, elçiye yardımcı olurlar. “Ey iman edenler siz de ona salat edin ve tam bir teslimiyetle ona selam verin”. Ebcedi bakın 1986 yılını veriyor, maşaAllah. “Ona yardım edin, ona destek olun” diyor. 1986’da bir şeyler olacağına da işaret ediyor ayet inşaAllah. Mehdiyet’e bakıyor, Hz. Mehdi (a.s.)’a da siz yardım edin, salat edin, selam verin, destekleyin. Zahirde ve batında can-ı gönülden ona tabi olun, aynı zamanda işareti budur. Peygamberimiz (s.a.v)’e “salat edin”in anlamı çok geniştir. Hem “Allahumme Salli Ala Muhammedin” cümlesinin dışında, onu çok sevmek, desteklemek, yardımcı olmak, emrinde olmak, itaatte kusur etmemek. Salatın anlamı çok geniştir.

www.ahirzaman.org

 

Gürcistan ile pasaportlar kalkıyor

Ne Demişti

Ne Oldu

Gürcistan Türkiye Dostluk Derneği, 8 Nisan 2009

Adnan Oktar: Gürcüler mazlum, mübarek, çok temiz bir millettir, güzel insanlardır. Türk-İslam Birliği içerisinde de bir sevinç vesilesidir onlar, böyle güzel bir milletle iç içe olmak, beraber yaşamak, kardeş olmak, benim için orada Anadolu’dur yani Gürcistan, aklıma ilk gelen Anadolu gelir, yani oranın sıcaklığı, Osmanlı terbiyesi vardır orada, bir Osmanlı güzelliği vardır, ÇOK YAKIN ZAMANDA İNŞAALLAH GÜRCİSTAN’IN KAPILARI AÇILACAKTIR. BU GÜZEL, MÜBAREK, MUHTEREM İNSANLARLA İÇ İÇE OLACAĞIZ, KARDEŞ OLACAĞIZ. Sizin güzel terbiyenizi, güzel ahlakınızı böyle doya doya adeta içeceğiz.


Çay TV, 18 Mart 2009

Adnan Oktar: Gürcistanlı balıkçılarla hep beraber balık tutacağız, beraber kızartıp yiyeceğiz. Gürcistan bizim canımız, bizim öz be öz kardeşlerimiz onlar yani halis Türktürler onlar, yani Gürcistan Türkiye’nin büyük bölümü hep Gürcü kökenlidir. Bu dert bu bela bu sıkıntılar hepsi Türk-İslam Birliği’yle bitmiş olacak. AZERBAYCAN, GÜRCİSTAN, ERMENİSTAN BİR KERE ORALAR BİZİM YANİ MAHALLEMİZ OLACAK ALLAH’IN İZNİYLE İSTEDİĞİMİZ GİBİ YİYECEĞİZ, İÇECEĞİZ, SOHBET EDECEĞİZ, KONUŞACAĞIZ, ONLAR BİZE GELECEK, BİZ ORAYA GİDECEĞİZ, SINIR KAPILARI SONUNA KADAR AÇILACAK. ONLAR GELİP BİZİM BURALARDA BALIK TUTACAKLAR, BİZ ORADA BALIK TUTACAĞIZ, HERŞEY AÇIK OLACAK.Bizi birçok zorluklar ve birçok bağlarla bağladılar. Biz bu zincirleri, bağları hepsini kıracağız, çok özgür çok müreffeh, sevinçli ve mutlu bir hayatın içine gireceğiz inşaAllah.Sabah, 1 Haziran 2011

Milliyet, 1 Haziran 2011

Türkiye, Gürcistan’la karşılıklı geçişlerde pasaport uygulamasına son verdi. Yeni protokole göre iki ülke vatandaşları sınır geçişlerinde pasaport yerine nüfus cüzdanlarını kullanabilecek
Başbakan Tayyip Erdoğan, Sarp Sınır Kapısı’na gelerek, sınır kapısının Gürcistan tarafındaki tesislerin açılışını Gürcistan Cumhurbaşkanı Mihail Saakaşvili’yle birlikte yaptı. Açılış töreninde iki ülke vatandaşlarının sınır geçişlerinde pasaportların yerini nüfus cüzdanlarının alacağı yeni uygulama için protokole imza atıldı. Başbakan Erdoğan, ayrıca “ortak kapı modeli uygulaması”nın müjdesini verdi. Türkiye ile Gürcistan ortak sınır kapısı uygulamasıyla sınır geçişlerindeki formaliteleri azaltmış olacak.

Milliyet, 13 Mayıs 2011

Yarattıklarımızdan, hakka yöneltip-ileten ve onunla adaleti kılan (uygulayan) bir ümmet vardır.

(Araf Suresi, 181)
Harun Yahya Külliyatı, kitaplar, sesli anlatımlar, dergiler, sunumlar, internet siteleri, cep kitapları, makaleler, belgeseller ve interaktif CD’lerden oluşan, muazzam bir bilgi hazinesidir.

Her yaştaki ve her kültürdeki insanın rahatlıkla anlayabileceği, bilimsel kaynaklar ile delillendirilmiş ve tamamı ücretsiz olarak da temin edilebilen bu eserlerden bazılarını, hayırlara vesile olması ümidiyle, Ramazan ayı boyunca bu bölümümüzde, birlikte inceleyeceğiz.

Kuran Mucizeleri


Bu eserlerde okuyacağınız tüm bilgiler, bizlere açık bir gerçeği gösterir: Kuran öyle bir kitaptır ki, içinde verilen haberlerin hepsi doğru çıkmıştır ve çıkmaktadır. Bilimsel konularda, geçmişten ve gelecekten verilen haberlerde ya da matematiksel şifrelemelerde o dönemde hiçbir insan tarafından bilinemeyecek gerçekler ayetlerde haber verilmiştir. Bu bilgilerin o dönemin bilgi düzeyiyle ve teknolojisiyle edinilmesi mümkün değildir. Elbette ki bu durum, Kuran’ın insan sözü olamayacağının apaçık bir ispatıdır.

Kuran-ı Kerim, sonsuz akıl ve ilim sahibi Allah’ın sözü olarak, insanların kavrayamadığı ya da henüz anlamaya bilgilerinin yeterli olmadığı pek çok bilgileri de kapsamaktadır. Bu bilgiler gelişen teknoloji ve bilim sayesinde, -Rabbimiz’in dilediği zamanda ve dilediği miktarda- gün ışığına çıkmakta ve Kuran’ın mucizevi yönlerini pekiştirmektedir.

www.kuranmucizeleri.com

Taş Devri hiçbir zaman yaşanmadı

Bundan yüz binlerce yıl önce insanların, çok iyi inşa edilmiş gemilerle okyanus yolculukları yaptıklarını biliyor muydunuz? Ya da bize “ilkel mağara adamları” olarak tanıtılan insanların, gerçekte günümüzdeki ressamları aratmayacak bir yeteneğe ve estetik anlayışına sahip olduklarını hiç duydunuz mu? 80 bin yıl önce yaşamış olan ve bize evrimciler tarafından “maymun adam” gibi gösterilmeye çalışılan Neandertal ırkının, müzik aletleri yaptığını, giyim-kuşam zevkine sahip olduğunu, kızgın kumlarda biçimli sandaletlerle gezdiğini biliyor muydunuz?

Büyük olasılıkla bunların hemen hiçbirini daha önce duymamış olabilirsiniz. Aksine, bu insanların yarı maymun yarı insan, konuşma yeteneğinden yoksun, dik duramayan, sadece garip hırıltılar çıkaran, vahşi mağara adamları olduğu yanılgısına kapılmış olabilirsiniz. Çünkü bu büyük yalan, yaklaşık 150 yıldır dünyanın dört bir yanında insanlara telkin edilmektedir. (http://www.kabatasdevri.com)

Evrimci bilim adamları, tek hücreden çok hücreye ve ardından maymundan insana doğru uzayan sözde evrim sürecini açıklayabilmek için, tarihin gelişimini de senaryolaştırmışlardır. Bunun için ‘ilkel insan’ın yaşam şeklini açıklayan “mağara devri”, “taş devri” gibi hayali dönemler uydurmuşlardır. “İnsanlar maymunlarla ortak bir atadan türemişlerdir” yalanını savunan evrimciler, bu iddialarını kendilerince kanıtlayabilmek için arayışa girmişler ve arkeolojik kazılarda buldukları her taş ya da ok parçasını veya bir çömleği bu doğrultuda yorumlamışlardır. Oysa karanlık bir mağarada postlara bürünerek oturan, konuşma yeteneği olmayan yarı insan yarı maymun canlılar, yalnızca birer hayal ürünüdür. İlkel insan hiçbir zaman var olmamış, taş devri hiçbir zaman yaşanmamıştır. Bunlar evrimcilerin bir kısım medyanın da yardımıyla oluşturdukları göz boyamalardan başka bir şey değildir.

Bunlar birer göz boyamadır; çünkü biyoloji, paleontoloji, mikrobiyoloji, genetik bilimler başta olmak üzere bilim alanında yaşanan gelişmeler bugün evrim iddiasını tamamen yıkmıştır. Canlı türlerinin birbirlerine dönüşüp evrimleştikleri iddiasının geçersizliği anlaşılmıştır. Aynı şekilde insan da maymun benzeri canlılardan evrimleşmemiştir. İnsan, var olduğu günden bu yana insandır. Var olduğu günden bu yana da yüksek bir kültüre sahiptir. Dolayısıyla “tarihin evrimi” de hiçbir zaman gerçekleşmemiştir.

(http://www.fikiryazilari.net)

Ramazan boyunca sizlere ulaşacak olan bu bölümde “insan tarihinin evrimi” iddiasının geçersizliği bilimsel delilleriyle ortaya konulacak, bilimsel bulguların yaratılış gerçeğini desteklediği anlatılacaktır. İnsan bu dünyaya evrimle değil, sonsuz bir güç ve akıl sahibi olan Allah’ın kusursuz yaratmasıyla gelmiştir.

 

Taşa şekil vermek için demir veya çelikten yapılmış çeşitli aletler kullanılması gerekir. Geçmişte yaşayan toplumlar da, tıpkı günümüzdeki gibi, taşları kesip şekillendirirken bu tarz aletler kullanmışlardır.

Geçmişteki toplumlarda olduğu gibi bugün de hala dünyanın kimi bölgelerinde çok yüksek teknoloji kullanılırken kimi bölgelerinde ise yerliler ilkel koşullarda yaşam sürdürebilmektedirler. Bunlar sadece kültür ve medeniyet farklılığının göstergeleridir, kültürel bir evrim yaşandığının değil.

 

İnsan bir an, sadece kendi yaratılışını bile düşünse Allah’tan başka güç olmadığını anlayabilir. Çevresindeki büyük deliller üzerinde derin düşünen bir insan, her şeyin olduğu gibi kendisinin de yaratılışının bir amacı olduğunu fark edecek ve Allah’ın sonsuz gücünü gereği gibi kavrayabilecektir. Dünya hayatı, bir “kuşluk vakti” kadar kısa ve sınanmamız için yaratılmış geçici bir mekandır.

Bu bölümümüzde; “Rabbinin nimetini durmaksızın anlat.” (Duha Suresi, 11) ayeti gereğince Rabbimiz’in üstün aklıyla yarattığı nimetlerinden ve delillerinden söz edeceğiz. İnsanın nefes almasını, kalbinin atmasını sağlayan Yüce Allah, sonsuz nimetleri an an sunarken, samimi inanan insanların da O’nu hamd ile tesbih etmesi gerekmektedir.


İman hakikatleri üzerinde düşünmek neden önemlidir?

İnsanlar Allah’ın Zatı’nı göremezler. Ancak O’nun varlığını, kudret ve bazı sıfatlarını, yaratmış olduğu varlıklara bakarak anlarlar. Her resmin kendi ressamını tanıtması gibi, canlı ve cansız varlıklar da kendilerini yaratmış olan Allah’ı bize tanıtırlar. İnsanın bunlar üzerinde düşünmesi ve yaratılış delillerine tanık olması gerekir. Nitekim Allah Kuran’da, deve, sivrisinek, arı, örümcek gibi çeşitli hayvanları, bitkileri, ağaçları, dağları, yerleri, gökleri birer iman hakikati, yani yaratılış mucizesi olarak örnek vermiştir.

Çevremizde gördüğümüz -veya göremediğimiz- birçok varlık, vicdanıyla ve aklıyla bakan her insan için bir iman hakikati olma özelliği taşır. Örneğin bahçede yürüyen karınca, masada duran çiçek, sokaktaki veya evimizdeki kedi, köpek ya da kuş, vücudumuz, göklerdeki ve yerdeki düzen, yağmurun yağması, çevremizi sarıp bizi uzaydan gelen zararlı ışınlardan ve maddelerden koruyan atmosfer ile bunlar gibi daha niceleri Allah’ı tanımak isteyen her insan için birer iman hakikatidir. Dev bir yıldızın hayatı, büyük bir iman delili olabileceği gibi vücudumuzun herhangi bir organı da imana yönelten bir hakikat olabilir.

Hayatı boyunca etrafında gördüğü veya duyduğu herşeyde Allah’ın ayetlerini fark edip bunlar üzerinde düşünmek mümin için büyük bir sorumluluktur. Vicdan sahibi her insan bunun bilincindedir. Ve Allah’ın yarattığı milyonlarca canlının, kusursuzca yayıp döşediği yeryüzü ve uçsuz bucaksız göklerin arasında yaşarken, bunları düşünmez, gaflet içinde hayatını sürdürürse bu davranışının hesabını veremeyeceğini bilir.

Mübarek Ramazan Ayı boyunca bu bölümümüzde sizlere çeşitli iman hakikatlerinden örnekler vererek, Rabbimizin yaratma sanatını anlatacağız.

Ramazan sohbetleri – BELGESEL 2010 (Gün 24)

2 Eyl

Ramazan sohbetleri – BELGESEL 2010 (Gün 24)

Adnan OKTAR’la Ramazan Sohbetleri Güncel Makalesi 24.Gün [2010]

2 Eyl

Adnan Oktar ile
Ramazan
Sohbetleri 24. Gün


 

 


 

 

Müminin En
Önemli Vasıflarından Biri: Kararlılık



 


Müminler,
tüm işlerini Allah (cc)’ın hoşnutluğunu kazanmak için yaparlar. Bunun için
karşılarına çıkan zorluklardan dolayı asla yılmaz, Kuran ahlakını ve
Peygamber Efendimiz (sav)’ın sünnetini uygulamaktan hiçbir zaman ödün
vermezler. Tek hedefleri Allah (cc)’ın rızasıdır, dolayısıyla tüm
hayatlarını buna göre şekillendirirler.



Müminin gösterdiği bu azim, üstün bir kararlılıktır. Mümin, Allah (cc)’a
yönelip yakınlaşma konusunda hiçbir zaman şevkini ve heyecanını yitirmez.
Zorluklardan olumsuz etkilenmez. Sıkıntı ve zorlukların, Allah (cc)’ın
müminleri eğitmek ve onları denemek için dünya hayatında yarattığı imtihanın
bir parçası olduğunun bilincindedir. Bir ayette bu gerçek şu şekilde
bildirilir: 



Andolsun, Biz sizi biraz korku, açlık ve bir parça mallardan, canlardan ve
ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabır gösterenleri müjdele. (Bakara
Suresi, 155)



Zorlukların yanı sıra, insanın eline geçen imkanlar, geçici nimetler ve
aldatıcı dünyevi güçler de müminin tabi olduğu imtihanın bir parçasıdır.
Mümin, bu nimetlerin gevşetici etkisine hiçbir zaman kapılmaz, Allah (cc)’ın
rızasını kazanma şevkinin ve heyecanının olumsuz yönde etkilenmesini asla
kabul etmez. Nimetlerin Allah (cc)’tan geldiğini düşünür, O’na şükreder ve
tüm bunları Rabbimiz’e daha da yakınlaşacak vesileler olarak görür.
Unutulmamalıdır ki, Allah (cc)’tan bir nimet geldiğinde şımarıklığa
kapılmak, inkarcıların özelliğidir. 



Ciddi bir çaba göstermek, gevşeklik göstermemek, aşırılıklardan ve
taşkınlıklardan kaçınmak, müminlerin kararlılık ve istikrarlarının
göstergelerindendir. Bir ayette, "ahiret için ciddi bir çaba gösterenler"den
şöyle söz edilir:



Kim de ahireti ister ve bir mümin olarak ciddi bir çaba göstererek ona
çalışırsa, işte böylelerinin çabası şükre şayandır. (İsra Suresi, 19)



Gevşememek, sürekli şevkli ve heyecanlı olmak Allah’ın Kuran’da bildirdiği
emirlerdendir. Bir ayette şöyle buyrulmaktadır:



Gevşemeyin, üzülmeyin; eğer (gerçekten) iman etmişseniz en üstün olan
sizlersiniz. (Al-i İmran Suresi, 139)



Müminler, "Müminlerden öyle erkek-adamlar vardır ki- Allah ile yaptıkları
ahde sadakat gösterdiler; böylece onlardan kimi adağını gerçekleştirdi, kimi
beklemektedir. Onlar hiçbir değiştirme ile değiştirmediler" (Ahzab Suresi,
23) ayetinde olduğu gibi ölünceye dek aynı kararlılık ve istikrarı,
Allah’ın rızasını kazanmak için gösteren kişilerdir. İbadetlerinde sürekli
olan, ahiret için kesintisiz olarak hazırlık yapan ve Allah (cc)’a yakınlık
konusunda şevkli ve istikrarlı olan insanlar, hem dünyada hem de ahirette
kazançlı çıkacak olanlardır. Mümin, ölünceye kadar sabretmekle yükümlüdür.
Sabrının ve kararlılığının karşılığı ise, Allah (cc)’ın dilemesiyle,
altından ırmaklar akan sonsuz cennet olacaktır.

 

 



HZ.
MEHDİ (A.S.) DÖNEMİNDE GÖRÜLECEK ÇİFT KUYRUKLU YILDIZ VE DOĞA OLAYLARI


 

Hz. Mehdi
(a.s.)’nin zuhurunda çift kuyruklu bir kuyruklu yıldız çıkacak ve öyle
parlak olacak ki, dolunay gibi parlayacak. Bu yıldızın çıkışından sonra öyle çok yağmur yağacak ki, büyük hasar olacak. Fakat halk bu
yağmurları sevinçle karşılayacak. Çünkü bundan önceki 3 yılda hiç yağmur
yağmamış olacak.

 

(Murtaza
Lakha, R &K Tyrell Basımevi, Londra, 1993)

 

Hadiste ,
Hz. Mehdi (a.s.)’nin çıkışında görülecek çift kuyruklu bir yıldızdan
bahsedilmektedir ve bu yıldızın dikkat çekici derecede parlak olacağı
bildirilmektedir. 24 Şubat 2009 tarihinde dünyaya en yakın noktadan geçen
“lulin” kuyrukluyıldızı, aynı hadiste bildirildiği gibi, diğer yıldızlardan
ayrı olarak iki adet kuyruğa sahiptir ve parlaklığı diğer yıldızlardan 6 kat
daha fazladır. Hadisin devamında, kuyruklu yıldızın görülmesinin ardından
yağacak aşırı yağmurların neden olacağı hasara değinilmiştir. Aynı hadiste
belirtildiği gibi, 2009’un Mart ayında Dim barajının kapakları aşırı
doluluktan kırılmış ve binlerce insan evlerinden tahliye edilmek durumunda
bırakılmıştır.  Hatırlayacağınız üzere, geçtiğimiz yaklaşık 3 yıl boyunca
yağışlar dünya genelinde oldukça azalmış ve birçok bölgede kuraklık
başgöstermişti. Dolayısıyla hadiste dikkat çekildiği gibi yağan yağmurlar,
her ne kadar bazı hasarlara sebep vermişse de, halk tarafından sevinçle
karşılanmıştı.

 

 

 


 

 


 


Muhammed, Allah’ın
elçisidir. Ve onunla birlikte olanlar da kafirlere karşı zorlu, kendi
aralarında ise merhametlidirler. Onları, rüku edenler, secde edenler olarak
görürsün; onlar, Allah’tan bir fazl (lütuf ve ihsan) ve hoşnutluk
arayıp-isterler. Belirtileri, secde izinden yüzlerindedir. İşte onların
Tevrat’taki vasıfları budur: İncil’deki vasıfları ise: Sanki bir ekin;
filizini çıkarmış, derken onu kuvvetlendirmiş, derken kalınlaşmış, sonra
sapları üzerinde doğrulup-boy atmış (ki bu,) ekicilerin hoşuna gider. (Bu
örnek,) Onunla kafirleri öfkelendirmek içindir. Allah, içlerinden iman edip
salih amellerde bulunanlara bir mağfiret ve büyük bir ecir va’detmiştir.
(Fetih Suresi, 29)


 


 


 


 


 


 

 

 


"Müminler
birbirini sevmekte, birbirine acımakta ve birbirini korumakta bir vücud
gibidir. Vücudun bir uzvu rahatsız olursa, sair azaları da bu yüzden humma
ve uykusuzluğa tutulur." (Buhari)

 


SAVUNMA SİSTEMİ MUCİZESİ

 

Ülkelerin,
en önem verdikleri konulardan biri, "savunma"dır. İçten ve dıştan
gelebilecek her türlü tehdite karşı daima hazırlıklı olmalıdırlar. Bir
ülkenin ayakta kalabilmesi için düzenli bir orduya sahip olması şarttır.
Ülkenin bütünlüğü esastır. Bu amaçla askeri eğitime büyük özen gösterilir ve
ordular en modern teçhizatlarla donatılır. Aynı durum insanlar için de
geçerlidir. İnsanların da düşmanları vardır. Ancak bu düşmanları göremeyiz,
hatta onların farkında bile olmayız. Fakat onlar hep oradalar. Soluduğumuz
havada, içtiğimiz suda, yediğimiz yemekte… Kısacası hayatın sürdüğü her
yerde… Doğduğumuz andan itibaren etrafımız görünmeyen sinsi ve saldırgan
bir topluluk tarafından kuşatılır. Bunlar mikroplardır: Bakteriler,
mantarlar ve virüsler… Yerler, ürerler, avlarlar ve avlanırlar. Ancak her
türlü dış tehtide karşı bizi ustaca koruyan bir ordu, bedenimizde hep hazır
bulunur: "Savunma sistemi"miz! Üyelerinin sayısı 1 trilyonu geçen sistematik
topluluk… Evrende bilinen en kalabalık, en düzenli ve en disiplinli ordu!
Bu filmde, yaşadığımız ortamı paylaştığımız mikro-canlıları, mikropları
tanıyacak ve bedenimizin onlara karşı verdiği mücadeleye tanık olacaksınız.

 

www.canlilarinevrimi.com

 



‘Dünya
Ekonomisindeki Hızlı Çöküşün Sebebi Ateist Yatırımcılar’

/

Akşam Gazetesi

/

11.10.2008


 

"Banka kurtarma paketleri, nakit
enjeksiyonları, faiz indirimleri, mevduat garantileri, açığa satışların
yasaklanması… Hiçbir önlem işe yaramıyor. Piyasalar dikiş tutmuyor. Satış
trendi durmuyor. İşlerin düzeleceğine inancı kalmayan “ateist
yatırımcıların” paniği, global ekonomiyi çöküşe sürüklüyor"



Basında yer alan tüm bu sözler, dinsizliğin tüm dünyayı sarsan etkilerini
çok açık bir şekilde gözler önüne sermektedir. Zira ekonominin çöküşüne,
ateist yatırımcılarının işlerin düzelebileceğine inançlarının kalmaması ve
panik ortamı yaratmalarının sebep olduğu belirtilmektedir.



Allah insanlara, yaşamlarının her anında teveküllü ve ümitvar olmalarını,
yaşanan her olayın mutlaka hayırlara vesile olacağının bilincinde olmaları
için bir çok ayet indirmiştir.



Allah insanlara şah damarından daha yakındır, insanlar yaşamları boyunca
karşılaştıkları her olaya hayır gözüyle bakmakla yükümlüdürler. Aksilik gibi
görünen her olay kaderde pek çok hayır ve hikmetle yaratılmıştır. Günümüzde
yaşanan ekonomik krizi de, çözümünü de Allah yaratmıştır. Bu konudaki
gelişmelerin tamamı baştan sona kaderde bellidir ve Allah her detayı tüm
insanlar için çeşitli hayır ve hikmetlerle yaratmıştır.



 

www.ateizminbitisi.com



Darwinizm
ve Materyalizmi Yerle Bir Eden Kitap: Yaratılış Atlası - 08.10.2009



Bangladeş/The New Nation


Bangladeş’in bağımsız haber servisi olan The
New Nation
, 8 Ekim 2009 tarihinde Avrupa’daki Darwinizme dayanan eğitim
sisteminin değişmesi gerektiğine dikkat çeken bir haber yayınladı. "Eğitim
Politikası Kültürel Değerlerimize Cevap Vermeli" başlıklı haberde, Harun
Yahya’nın Yaratılış Atlası isimli eserinin bu dayatmacı sisteme
meydan okuduğu bildirildi ve kitabın Avrupa’daki etkisi şöyle aktarıldı:



Örneğin
AB eğitim polikası dinsizlik, başka bir deyişle Darwinizm temeli üzerine
kurulmuştur. Kısa bir süre önce Türkiye’de Harun Yahya tarafından
şaşırtıcı ve özenle hazırlanmış

Yaratılış Atlası
adlı bir
kitap yayımlandı. Bu kitap

evrim teorisini
açık bir şekilde
eleştiriyor. Öğrenciler, öğretmenler ve bilim adamları bu kitabı okuduktan
sonra, okullarda kendilerine öğretilenlere şaşırdılar. Bu kitap tüm
Avrupa’da entellektüeller arasında güçlü tartışmalar başlattı. Sonunda, uzun
vadede kendi temel ideolojilerini saptırabilir endişesiyle, Yaratılış
Atlası
(modern dinsizliğin ya da ateizmin doğduğu yer olan) Fransa’da
yasaklandı. AB eğitim politikasını yapanlar endişelendiler ve bu meseleyi
nasıl durdurup bir ana çizgi belirleyeceklerine dair bir plan yaptılar.




Yaratılış Atlası
‘nın
Darwinizmin gerçek yüzünü ortaya koyması, materyalist anlayışın hakim olduğu
Avrupa ülkelerinde, ideolojilerine öldürücü bir darbe olarak görüldü.
Yaratılış Atlası
‘nın insanlar üzerindeki etkisinden öylesine çekindiler
ki, Ortaçağın dayatmacı, faşizan yöntemlerini anımsatan bir girişimle Fransa
ve Belçika’da Atlas‘ı yasaklama kararı alındı. Fikirden böylesine
korkmak, paniğe kapılmak kuşkusuz Yaratılış Atlası‘nın ikna ediciliği
ve gerçekleri ortaya koyuş şeklindeki berraklığı tasdik etmektedir. Çünkü
Yaratılış Atlası
evrim teorisini eleştiren Avrupa’daki ilk ya da tek
kitap değildir. Ancak Yaratılış Atlası‘nda bilimsel delillerin bir
ilkokul öğrencisinin anlayacağı açıklıkla sergilenmesi, akılcı bir üslupla
Allah’ın varlığının delillerinin gösterilmesi ciddi bir tehdit olarak
görüldü. Ancak bu yasakçı anlayış Yaratılış Atlası‘nın daha çok
tanınmasına ve özellikle Avrupa gençliğinin internetten doğruları öğrenmek
için bu kitabı daha fazla okumasına sebep oldu. Nitekim söz konusu haberde
de öğrencilerin derslerde zorla anlatılan evrim yalanına artık direndikleri
aktarılmaktadır:



Bugünlerde öğretmenler öğrencilerin evrim aleyhindeki sorularıyla yüzleşmek
zorunda kalıyorlar ve öğretmenler yeterli cevap veremiyorlar. Bu yüzden
büyük bir problem haline geliyor…



http://www.guzelliklerigorebilmek.com/

http://www.dunyadanyankilar.com/haberDetay.php?haberId=1158

 

 


 

TÜRKİYE
ENERJİ KONUSUNDA KİLİT ÜLKE HALİNE GELİYOR

Çay TV, 23 Temmuz 2008

 


Adnan Oktar:

Herkes samimi olarak inansın gerçekten Türkiye iyiye gidiyor ve gerçekten
süper devlet olacağız. TÜRKİYE HİÇ TARİHTE OLMADIĞI DERECEDE BÜYÜK BİR
DEVLET OLACAK. Türk İslam Aleminin lideri olacak inşaAllah. Bu tarihi
misyonun başlangıç aşamalarındayız. Ve bütün dünyayı, anarşiden, terörden
sıkıntıdan azaptan, her türlü acıdan kurtaracak bir milletir Türk milleti.
Gerçekten çok asil efendi, böyle çileyle, acıyla yoğrulmuş bir millettir ve
dünyayı yönetmeye dünyaya faydalı olmaya yönelik bir ruhu vardır. Allah o
görevi bu millete vermiş görünüyor inşaAllah. Çok yakın zamanda bunu
göreceğiz inşaAllah.

Destan TV, 5 Ağustos 2008

 

Adnan
Oktar:
Türkiye
imanlı millettir. Türk milleti imanlıdır bu önümüzdeki yıllarda, aylarda
daha da görülecektir. Özüne dönüyor Türk milleti inşaAllah. BİR SÜPER DEVLET
OLACAK. TÜRK İSLAM BİRLİĞİ OLUŞACAK İNŞAALLAH, TÜRKİYE BÖLGEDE AĞABEYLİK
GÖREVİ YAPACAK. Bütün bölge Türkiye’nin manevi liderliğinde bir ferahlığa ve
huzura kavuşacak. Ekonomik yönden, maddi ve manevi yönden çok ciddi bir
kalkınma, kültürel yönden çok müthiş bir kalkınma ve muazzam bir medeniyet
meydana gelecek. Bu sancılar onun alametidir zaten her sancının arkasından
büyük bir gelişme olmuştur. Türk tarihine de bakın öyledir. Büyük Türk
devletlerinin kuruluşlarında hep böyle sancılı gelişmiştir. Şimdi yine öyle
oluyor.

 


Türkiye’nin enerjide bölgesel
güç olmasını sağlayacak en önemli projelerden biri olan Samsun-Adana Ceyhan
Boru Hattı projesine imza atıldı. Son dönemde aşağıda bilgilerini
bulabileceğiniz projeler vesilesiyle Türkiye’nin enerji konusunda stratejik
önemi arttı ve kilit ülke haline geldi.

• Samsun-Adana Ceyhan Petrol
Boru Hattı Projesi, Hazar Denizi ile Kazakistan ve Rusya’da üretilecek
petrolü, Karadeniz’den Akdeniz’e ulaştıracak.• Proje, Karadeniz sahilinde
Samsun’un doğusundan başlayarak, Akdeniz kıyısında Ceyhan petrol
terminalinde son buluyor.• Jeopolitik önemi artacak olan Türkiye, Avrasya
enerji koridorunun da kilit ülkesi olacak.• Tanker trafiğinin azalması ile
İstanbul ve Çanakkale boğazlarının yükü hafifleyecek.• İlk başta günde 1
milyon varil kapasiteyle çalışacak hatta, 1.5 milyon varil petrol
taşınacak.• Bugün Uzakdoğu’ya 49-50 günde gidebilen petrol, Samsun-Adana
Ceyhan Hattı ile 19- 20 günde gidecek.

http://www.turk-islamkulturu.com/



http://adnanoktarnedemistineoldu.blogspot.com/search?updated-max=2010-02-03T13%3A58%3A00-08%3A00&max-results=7
 

 





MALİK-ÜL MÜLK




Mülkün ebedi sahibi


Şu an bulunduğunuz yerden
etrafınıza baktığınızda gördüğünüz herşeyin sahibi vardır. Oturduğunuz
koltuk atomlardan oluşmaktadır. Bu atomların her birinin Yaratıcısı
Allah’tır. Saksıda duran çiçek, Rabbimiz’in ona sağladığı imkanlarla (güneş,
su vs.) büyümektedir. Pencereden görünen deniz ve içindeki tüm canlılar
Allah dilediği için orada bulunmaktadır.


Ve hatta kendi bedeniniz de
sizden tamamen bağımsız olarak sizi var eden Allah’ın kontrolündedir. Tüm
uzuvlarınız, damarlarınız, sinir sisteminiz, hücrelerinizin her biri
Rabbimiz’in ilminin ve üstün aklının eserleridir. Bu sayılanların hiçbiri
sizin sahip olmayı düşünüp tasarladığınız, sonra da var ettiğiniz şeyler
değildir.


Siz dünyaya gözünüzü
açtığınızda hem kendi bedeninizdeki kusursuz sistemle, hem de içinde
bulunduğunuz dünyayla ve hatta tüm evrenle karşılaştınız. Ancak bundan önce
bunların hiçbirine sahip değildiniz ve bundan sonra da kendi iradenizle
bunlara sahip olmanız mümkün değildir. Elbette bu gerçek tüm insanlar için
geçerlidir. O halde herşeyin mülkü, herşeyin Yaratıcısı ve sahibi olan
Allah’a aittir. (www.ateizminbitisi.com)

Bu açık gerçeğe rağmen insan
bunları görmezden gelir ve Allah’ın apaçık varlığını göz ardı ederek
elindeki herşeyin kendisine ait olduğu zannına kapılır. Tüm acizliğine
rağmen kendini üstün görme yanılgısı içinde olan insan büyüklenir ve inkara
kalkışır. Fakat bu inkar yalnızca kendisine zarar verir. Bir ayette Hz.
Musa’nın sözleri şöyle bildirilir:


"… Eğer siz ve
yeryüzündekilerin tümü inkar edecek olsanız bile şüphesiz Allah hiçbir şeye
muhtaç değildir, övülmüştür." (İbrahim Suresi, 8)

 



Darwinizm insanların ruhundan gerçek sevgiyi almıştır


ADNAN OKTAR
: Evrim
teorisine karşı olmamızın nedeni komünizmin, faşizmin ve I. Dünya Harbi’nin,
II. Dünya Harbi’nin kökeninde bu teorinin olduğunu görüyoruz. Ve 350 milyon
insanın kanının akmasına, 1 milyara yakın insanın sakat kalmasına,
milyonlarca çocuğun öksüz yetim kalmasına ve en vahimi insanların
kalbinden sevginin, şefkatin sökülüp alınmasına sebep olmuştur. Bunun
açık ispatı vardır. Dışarı çıktığınızda kimse kimsenin yüzüne bakamıyor.
Dünyanın neresine giderseniz gidin herkesin yüzü yerde ve kimsenin yüzünde
sevgi ifadesi, mutluluk ve neşe ifadesi bulamıyorsunuz. Halbuki
insanların gözünde tutku olması lazım, sevgi olması lazım. Allah aşkı olması
lazım. Bu coşku insanların kalbinden alındı. Ve dolayısıyla çok büyük bir
tahribat meydana geldi. İnsanların kimi intihar ediyor, kimi kavgaya
gidiyor. Mesela bakın benim canım kardeşlerim bile "Niye
böyle bir tartışma ortamına giriyoruz?" yahut "Niye sağcı ile solcu
konuşabiliyor?" gibi bir mantığa giriyorlar. İşte bu, Darwinizm’in bize
getirdiği felakettir. Halbuki her düşünceden herkes birbiri ile görüşür
konuşur, yine kardeştir. Allah onları öyle yaratmıştır ve düşüncelerinde de
özgürdürler. O düşüncelerinden dolayı da biz onlara saygı duyarız. Meydana
gelen tahribat çok önemli, yani mesela Mao diyor; "Çin komünizminin
kuruluşunun kökeninde Darwin ve evrim teorisi vardır" diyor. Çok açık
söylüyor. Troçki’nin izahlarında var. Lenin’in izahlarında var,
Mussolini’nin izahında var. Hitler’in izahlarında var. Hepsi Darwin’e
dayandırıyorlar. Yani dünyada muazzam bir tahribat meydana getirmiştir ve
ateizmin dünyada yayılmasına sebep olmuştur. Bu yönüyle Darwinizm’e tabi ki
bir Müslüman olarak fikren karşıyım.


http://www.psikolojiksavasyontemleri.com/

 


GÖZDEKİ MUCİZE

Bu
sitenin konusu olan göz, "Gözleri düşünmek beni bu teoriden soğuttu" diyen
Darwin’den beri evrimcileri çıkmaza sürükleyen organlardan biridir. Gözün
yapısı ve işlevleri incelendiğinde evrimcilerin bu kaçışlarının sebebi daha
iyi anlaşılır. Göz birçok farklı organel ve bölümden oluşmuş karmaşık bir
yapıya sahiptir. Hayret uyandıracak kadar geniş kapsamlı işlevleri vardır.
Bunların tümü gözü oluşturan farklı organel ve bölümlerin uyum içinde
çalışmaları sonucunda gerçekleşir. Parçalardan birinin bile olmaması gözün
görevini yapamaması demektir. Bu da evrim açısından içinden çıkılmaz bir
noktadır. Çünkü evrim, mevcut bütün organların zaman içinde kendi
kendilerine oluştuğunu öne sürer. Gözün, ancak bütün organelleriyle eksiksiz
ve kusursuz bir şekilde aynı anda varolmasının zorunluluğu da böyle bir
sürecin hiçbir zaman olamayacağı anlamına gelir.


www.gozdekimucize.com

 

 


 

Havuzlardaki kimyasallar astım sebebi

Ne Demişti

Ne Oldu



Kaçkar TV, 22 Nisan 2010


Adnan Oktar: Mesela havuza giriyorlar, adam
banyodan çıkıyor direk havuza balıklama dalıyor. Mesela enfeksiyon
oluyor vücudunda, rahatsızlıklar oluyor mesela. Vücudunun görünmeyen
yerlerinde kirler oluyor, havuzun içinde tertemiz oluyor. Hepsi birden
doluşuyor havuzun içerisine.
Burnuna, ağzına, kulaklarına her
yerine doluyor su. Yutuyor da o suyu, “çok mutlu olduk” diyor. Halbuki
insan temizliğe özen gösterir, çok dikkatli olur.
Nitekim de
havuzlarda o tip havuzlara girenler de, hepsinde sinüzit var, alayında.
Hepsinde orta kulak iltihabı oluyor, göz enfeksiyonları var, akciğer
enfeksiyonları var. Hep öksürürler, tıksırırlar dikkat edersiniz öyle
tipler.
Binbir türlü bir de hiçbir şeyi yokmuş gibi yapar.
Sinüziti var, onu da  iftiharla söylüyor, sanki bir şeymiş gibi, böyle
ödülmüş gibi sinüzütinin olması; ilk “Selamun Aleyküm, nasılsın?”
diyoruz, ”sinüzit var” diyor. Sanki böyle altını varmış gibi, gümüşü
varmış gibi onunla iftihar ederek, bir acayip. Yani bilmiyorum ben
yanlış mı görüyorum? Mantık bulamıyorum ben bunda. Akılcı bakmak lazım.
Derinlikte zevk vardır, güzellikler vardır, tutkuda güzellik vardır.
Değil mi? Derin düşüncede güzellik vardır. Detaylarda güzellik vardır ve
alabildiğine temiz ortamda, temiz insanlarda güzellik vardır.
Karmakarışık, tehlikeli, mafyası orada, iti kopuğu orada, esrar keşi
orada, kimin ne yapacağı belli değil. Adamın tabağı, onun aynı, onun
aynı, onun kapından ona yedirtiyor, onun kabından ona yedirtiyor, onun
bardağından da o içmiş oluyor, aynı yerde hepsi yıkanıyorlar. Ben burada
eğlendirici bir yön görmüyorum. Tabii hepsi için demiyorum da, bir kısmı
için ben bu özellikleri söylüyorum. Müslümanlıkta zevk alınacak şeyler
bambaşkadır. Yani derinlikler bambaşkadır.



Türkiye, 02 Mayıs 2010



Gazi Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Esin Şenol, insan dışkısıyla
atılan
her türlü mikroorganizmanın suya geçebildiğini bunun da
mide-bağırsak sistemi, cilt, kulak, solunum sistemi, göz, santral sinir
sisteminde enfeksiyon hastalıklarına yol açabileceği uyarısında
bulunuyor.
Şenol, “Hastalık en çok kişilerin yüzmesi sırasında
su yutması sonucu gerçekleşmektedir” diye konuştu. Güneşlenmek için
sürülen yağ, krem ile idrar ve parfümlerin de kimyasal dezenfektanlarla
birleşerek “kloramin” denilen yan ürünlerin oluşmasına yol açtığını
belirten Şenol,
“Bunlar da solunum yolu ve mukoz membran
iritasyonlarına yol açabiliyor.
Özellikle kapalı havuzlarda,
havalanma da yeterli olmadığından bu risk artıyor. Bu ortamlarda astım
atakları bile tetikleyebiliyor” dedi.

 

Adnan OKTAR’la Ramazan Sohbetleri Makaleleri 24.Gün [2010]

2 Eyl

Ramazan 2010 – 24. Gün

Yoksa sizden önce gelip-geçenlerin hali başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlara öyle bir yoksulluk, öyle dayanılmaz bir zorluk çattı ve öylesine sarsıldılar ki, sonunda elçi, beraberindeki müminlerle; “Allah’ın yardımı ne zaman?” diyordu. Dikkat edin. Şüphesiz Allah’ın yardımı pek yakındır. (Bakara Suresi, 214)

“Amellerinizi Allah için halis kılınız. Zira Allah Teala ancak Kendisi için ihlasla yapılan ameli kabul eder.” (Hz. Muhammed (sav))


Müminler insanlara göre değil Kuran’a göre ahlaklarını geliştirirler
Dünyada var olan herşey insanın ahireti açısından bir deneme konusudur. İman eden bir kişinin üzerine düşen ise her karşılaştığına sabır göstermektir. Şuurlu, berrak bir akılla konuları değerlendirip bunların bir deneme konusu olduğunu akıldan çıkarmamak Müslüman bilincinin bir göstergesidir.

İnsan kendi kendine “ama bu konu farklı, şu konu farklı” gibi değerlendirmelere girerse çok yanılır. Küçük büyük diye bir konu yoktur. Herşey bir bütündür. Ve Müslümanın hayatı boyunca sınandığı temel konulardan bir tanesi Allah rızası için güzel ahlakı göstermek, nefisten yana değil, Allah’tan yana nefse karşı tavır almaktır. Ömrü boyunca, üzerine düşen sorumluluk, Müslümanca, Allah’ın beğeneceği düşünce ve tutum üzerinde olmak, Kuran’a uymaktır.

Her insan, hayatı içerisinde bir sürü insan karakteriyle karşılaşır. Hepsi birbirinden farklıdır. Kuran’da Allah’ın tarif etmiş olduğu pek çok karakter vardır. Müşrikler, münafıklar, fasıklar, müminler… Her insan bir değildir. Allah korkusunun derecesine bağlı olarak insanlar karakterlerini sergilerler. Ancak karşı taraftaki insanların ahlak yapıları samimi iman eden bir insanı asla etkilememelidir. Herhangi bir yanılgı içine düşürmemelidir. Bu konuyla ilgili bir ayette Allah şöyle buyurmaktadır:

Öyleyse sen sabret; şüphesiz Allah’ın va’di haktır; kesin bilgiyle inanmayanlar sakın seni telaşa kaptırıp-hafifliğe (veya gevşekliğe) sürüklemesinler. (Rum Suresi, 60)
Müslüman, asla başkalarını örnek alarak, onların yapmakta oldukları bir hataya ayak uydurmamalıdır. Bir insan Allah’a inandığını söyler, ancak kalbinde Allah korkusu zayıftır, eksiktir; bunu başkası bilemez. Ancak Allah bilir. Dolayısıyla eğer insan samimi iman ediyorsa, o zaman dosdoğru yol apaçık ortadadır. Başkalarının ahlakı kıyas olamaz.


Samimi Allah’tan korkup, iman eden insanın üzerine düşen, tavizsiz olarak Allah’ın razı olacağı davranışlarda bulunmaktır. Cahilce yapılan davranışlardan sakınarak, akıllı ve olgun bir tutumla, karşılaştığı rahatsız edici durumlar karşısında Allah’a tevekkül ederek sabır göstermektir. Çünkü Allah, “Sen af (veya kolaylık) yolunu benimse, (İslam’a) uygun olanı (örfü) emret ve cahillerden yüz çevir.” (Araf Suresi, 199) diye emretmektedir.

Aklı başında, iman sahibi bir insanın tavırları her zaman eksikleri telafi eder nitelikte asil ve vakurdur. Başta, Allah’a olan derin bağlılığı, korkusu sebebiyle diğer insanların tavırlarına bakarak davranışlarını şekillendirmez. Ahireti açısından gücünün yettiği en güzel ahlakı gösterir ve her durumda, Allah’a tevekkül ile yönelir.

(http://www.kuranrehberdir.com)

Hz. Mehdi (a.s.) fakirlere karşı çok merhametli ve cömert olacaktır

İmam Mehdi (a.s.) büyük miktarlarda servet dağıtacaktır. FAKİRE VE İHTİYAÇ SAHİBİNE KARŞI ÇOK YUMUŞAKTIR.

Muntakhab al-Asar, Sayfa 311

Hz. Mehdi (a.s.)’nin önemli bir özelliği de bu hadiste bildirildiği gibi ihtiyaç içinde olan fakirlere karşı son derece merhametli olması, onların rahat ve huzurlu yaşayabilmeleri için her türlü sosyal girişimi teşvik ederek onlara imkan sağlaması olacaktır.

Nitekim Hz. Mehdi (a.s.), insanların yaşadıkları sıkıntı ve zulümden yakındıkları bir dönemde zuhur edecektir.

Ebu’l Hicaf da Peygamber’in (s.a.a) üç defa şöyle buyurduğunu rivayet etmektedir: ”Hz. Mehdi (a.s.) hususunda müjdeler olsun sizlere. HALKIN DAĞILDIĞI VE ZORLUKLARIN BAŞ GÖSTERDİĞİ ZAMAN HZ. MEHDİ (A.S.) ZUHUR EDECEKTİR. ZULÜM VE SİTEMLE DOLAN YERYÜZÜNÜ ADALETLE DOLDURACAKTIR. KULLARIN KALBİNE ALLAH’A KULLUĞU YERLEŞTİRECEK VE ADALETİ HERKESİ KAPLAYACAKTIR.

(Peygamberin Ehl-i Beytinden Olan Hz. Mehdi (a.s.), sf 16; Bihar-ül Envar, c.51, s.74)

Hadiste Hz. Mehdi (a.s.)’ın; halkın mezhep ayrılıkları olduğu, gruplaşıp birbirinden ayrıldıkları, ırk ayrımlarının yaşandığı, ekonomik sıkıntıların baş gösterdiği, anarşi ve terörün şiddetini artırdığı bir dönemde zuhur edeceği haber verilmiştir. Peygamberimiz (s.a.v.) bu hadisi 3 kere tekrar etmiştir. Bu dönemde insanların ekonomik kriz, pahalılık ve başlarına gelen maddi ve manevi sıkıntılardan, yaşadıkları zulümlerden dolayı sürekli şikayet edeceklerini de ifade etmiştir.

http://www.mehdininkaybolusu.com/


Avrupa durgunluktan çıkamıyor
Mavi Karadeniz TV, 17 Şubat 2009

Adnan Oktar: Hafif bir kriz en fazla, işte bir yıl falan sürer, altı ay bir yıl sürer o da gittikçe gerileyerek geçer, dediler. Ben de dedim ki bu çok büyük bir tufan dedim, ekonomik tufan. 7 yıl sürecek dedim. Şimdi dünyanın en ünlü zenginleri batmaya başladı, bugün yine bir gazetede manşet atılmış dünyanın en ünlü zengini olarak bilinen bir kişi vardı o da batmış. Bütün fabrikalar, bütün bankalar, hepsi sıradalar ve hepsi sıradan batacaklar. Yani bütün kapitalist sistem çökecek. Ve bunların hiçbiri kurtulamayacak. Sadece Türk İslam Birliği Nuh’un gemisi gibidir, Hz. Mehdi (as) öncülüğünde bütün dünyayı bu birlik kurtaracak. Benim bu dediklerimi görmek için fazla bir vakit geçmeyecek, yani 2014 hemen kapıda göreceksiniz.

www.guzelelestiriler.com

Cumhuriyet, 1 Mart 2010


Avrupa’nın en büyük ülkelerinden gelen karamsar göstergeler, bu ülkelerin Yunanistan ve İspanya gibi ciddi ekonomik sorunlar yaşayan ülkeler karşısında denge unsuru olacağı ümitlerini boşa çıkarıyor.

Kuran’la Darwine Karşı – 05.05.2010

İsviçre/20 Minuten

İsviçre’nin Almanca konuşan kesimince okunan günlük gazete 20 Minutes, “Kuran’la Darwine Karşı” başlıklı bir habere yer verdi. Yaklaşık 800 bin okuyucusu olan gazetede yer alan haberde, Harun Yahya temsilcilerin İsviçre’de verecekleri konferanslar konu edildi.

Bilimsel Konferans: Evrim teorisine karşı seferberlik

Gazetenin internet sitesinde ise Harun Yahya’nın Almanca Yaratılış Atlası ve Kuran Mucizeleri kitaplarına, Almanca Evrim Aldatamacası sitesine ve yazarın Der Spiegel dergisi ile gerçekleştirdiği röportaja link verildi.


İsviçre’de 20 Minutes gazetesinin internet sitesinde yapılan anket sonucuna göre, kamuoyunun %67′si canlılığı sadece Allah’ın yarattığına inanıyor.

Adnan Oktar : “Bütün varlıkları Allah yaratmıştır.”

İsviçre’de 20 Minutes gazetesinin internet sitesinde yapılan anket sonucuna göre, kamuoyunun %67′si canlılığı sadece Allah’ın yarattığına inanıyor.
Haberde Sayın Adnan Oktar’ın evrim karşıtı çalışmaları ile ilgili öne çıkan satırlar şöyledir:

Harun Yahya müstear ismini kullanan yazar Adnan Oktar, Darwinizm’e karşı bir Haçlı seferi sürdürüyor. Mayıs sonu Zürih’te de evrim aldatmacasını ortaya koyacak… Hıristiyan evrim eleştirmenleri şimdi bir yönden destek almış durumdalar… Türk yazar Adnan Oktar, tabiri caizse, evrim teorisine karşı Müslüman bakış açısıyla, tavizsiz bir Haçlı seferi şeklinde mücadele veriyor…

Darwinizmi bilim tarihin en büyük yalanı olarak yorumlayan yazar, iki Dünya Savaşının, faşizmin ve terörizmin de sorumlusu olarak görüyor. Günümüze bakılacak olursa: “Bütün teröristlerin -kendini Müslüman olarak gösterenler dahi- gerçekte Darwinist ve ateistirler.” diyor… Kendisi için bütün bunlara şifa olacak olan İslam’dır…”Biyokimya, paleontoloji ve anatomi gibi modern bilim dalları cok açık bir gerceği gündeme getirdiğini görüyoruz. Bütün varlıkları Allah yaratmıştır.” ifadesini Kuran ayetlerinden yola çıkarak kullanıyor…

Hıristiyan Yaratılışçılar için Müslüman nişancıdan gelen yardım, makbule geçmemiş değil:

“Darwinizme karşı eleştiri nereden gelirse gelsin, faydalıdır…” diyor Daniel Suter (EDU partisinden Zürih kanton başkanı)…

Kuran ahlakında fedakarlığın önemi

http://us2.harunyahya.com/Detail/T/7EZU2FZ0164/productId/2431/
KURAN_AHLAKINDA_FEDAKARLIGIN_ONEMI_

Bir ayette “Sevdiğiniz şeylerden infak edinceye kadar asla iyiliğe eremezsiniz…” (Al-i İmran Suresi, 92) hükmüyle önemli bir gerçek bildirilmiştir. İnsanları gerçek anlamda iyiliğe ulaştıracak olan en temel ahlak özelliklerinden biri “fedakarlık”tır. Fedakarlık; insanın sahip olduğu, sevdiği, değer verdiği şeylerden hiç düşünmeden ve seve seve feragat edebilmesidir. İnandığı değerler ya da sevdiği insanlar uğruna gerektiğinde her türlü zorluk ve sıkıntıyı göze alabilmesi, bu konuda elinden gelenin en fazlasını yapabilecek şevk, azim ve iradeyi kendisinde bulabilmesidir. Kendi menfaatleriyle, inandığı değerler ya da sevdiği insanların menfaatleri arasında seçim yapması gerektiğinde kendi çıkarlarından vazgeçebilmesi, bu uğurda maddi manevi her türlü özveride bulunabilmesidir.

Bu kitapta fedakarlık kavramını, tüm bu yönleriyle ele alarak, fedakarlığın müminlerin yaşamlarının her anına hakim olması gereken en önemli ahlak özelliklerinden biri olduğunu, Allah’ın rızasını kazanabilmek için Kuran’da bildirilen bu ahlak anlayışının tam olarak yaşanması gerektiğini anlatacağız. Müslümanların çok güçlü bir fedakarlık anlayışı içerisinde hayırlarda yarışmalarının ve bu özellikleriyle birbirlerine örnek olmalarının hem dünyada hem de ahirette çok büyük hayırlara vesile olabileceği açıktır.

Türk-İslam Birliği Yolunda Ne Gelişmeler Ne Oldu?

Türkiye bölgede hakim güç olacak

Sabah, 6 Şubat 2010

Türkiye, 6 Şubat 2010

Amerika’nın stratejik araştırma kuruluşu Stratfor, 2010-2020 dönemini kapsayan tahmin raporunda, Türkiye’nin bölgenin hakim gücü haline geleceğini bildirdi. Rapora göre, Akdeniz ve İran, hatta Kafkaslar ve Orta Asya arasındaki dinamikler, Türkiye’nin yeniden ortaya çıkışıyla tanımlanacak.


Sayın Adnan Oktar ne demişti?

Çay TV, 23 Temmuz 2008

Adnan Oktar: Herkes samimi olarak inansın gerçekten Türkiye iyiye gidiyor ve gerçekten süper devlet olacağız. Türkiye hiç tarihte olmadığı derecede büyük bir devlet olacak. Türk İslam Aleminin lideri olacak inşaAllah. Bu tarihi misyonun başlangıç aşamalarındayız. Ve bütün dünyayı, anarşiden, terörden sıkıntıdan azaptan, her türlü acıdan kurtaracak bir milletir Türk milleti. Gerçekten çok asil efendi, böyle çileyle, acıyla yoğrulmuş bir millettir ve dünyayı yönetmeye dünyaya faydalı olmaya yönelik bir ruhu vardır. Allah o görevi bu millete vermiş görünüyor inşaAllah. Çok yakın zamanda bunu göreceğiz inşaAllah.


Azerbaycan Devlet Haber Ajansı, 14 Ağustos 2008

Adnan Oktar: İşin doğrusu Türkiye, dünyanın en büyük devletidir. Yani, abartmıyorum en büyük devleti. Şöyle olacak, Türk İslam Birliğinin, büyük Türk İslam Birliğinin lideri olarak Avrupa Birliği’ne girecek Türkiye, o zaman hem Avrupa’yı besleyecek, hem Avrupa’yı güçlendirecek, hem Rusya’nın beli doğrulmuş olacak, hem Ermenistan rahatlayacak, hem İsrail rahatlayacak, hem Filistin sorunu hallolacak. Türkiye bütün dünyayı kurtaracak bir devlettir. Bütün dünyanın sigortası gibidir Türkiye. Çok hayati bir devlet. Bunu 10-20 yıl içerisinde bütün dünya görmeye başlayacak ve bütün dünyayı kardeş haline getirecektir Türkiye. Bu Allah’ın inşaAllah kanunu, kader böyle inşaAllah.

(http://www.turkislambirligimujdesi.com/)

Hücrelere Sağlık Kontrolü Yapan Lenfositler
Savunma sisteminin en temel hücreleri lenfositlerdir. Vücutta dışarıdan gelen düşmanlara karşı verilen zorlu savaş, daha çok lenfositlerin üstün çabaları sayesinde kazanılır. Lenfositlerin savunma sistemindeki rolleri bir hayli ilginçtir. Örneğin günde birkaç defa tüm vücut hücrelerini kontrol ederek, hasta hücre olup olmadığına bakan lenfositler, hasta ya da yaşlanmış hücreye rastlarlarsa, bunları yok ederler.

www.enzimmucizesi.com

Vücudumuzda yaklaşık 100 trilyon hücre bulunur ve lenfositler, bunun yalnızca %’1ini oluştururlar. Şimdi gözünüzün önünde bir ülke canlandırın ve bu ülkenin nüfusu oldukça kalabalık olsun; 100 trilyon kadar. Sağlık görevlilerinin yani lenfositlerin sayısı da doğal olarak 1 trilyondur. Dünya nüfusunun ortalama 7 milyar olduğunu düşünürsek, hayali ülkenizde yaşayan insanların sayısı, dünya nüfusunun yaklaşık 14 milyon 285 bin katı olacaktır. Bu kadar büyük bir nüfusun sağlık kontrolü teker teker, hem de aynı gün içinde birkaç defa yapılabilir mi?


Kuşkusuz ki bu sorunun cevabı “hayır”dır. Ancak bu muazzam işlem vücudunuzda her gün yapılmaktadır. Lenfositler, Yüce Allah’ın ilhamı ile tüm vücudunuzu günde birkaç kez dolaşıp sağlık taramasından geçirirler. Tüm kudretin yegane sahibi olan Yüce Allah, evrendeki herşeye olduğu gibi, hücrelerimize de boyun eğdirmiştir:
Gerçekten sizin Rabbiniz, altı günde gökleri ve yeri yaratan, sonra arşa istiva eden Allah’tır. Gündüzü, durmaksızın kendisini kovalayan geceyle örten, Güneş’e, Ay’a ve yıldızlara Kendi buyruğuyla baş eğdirendir. Haberiniz olsun, yaratmak da, emir de (yalnızca) O’nundur. Alemlerin Rabbi olan Allah ne Yücedir. (Araf Suresi, 54)

Darwinistler evrim karşıtı inançların mantığa aykırı olduğu aldatmacasını empoze etmeye çalışırlar
Suçlamayı karşı tarafa yöneltmek, belki de en iyi bilinen psikolojik savaş taktiğidir. Kendi eksiklik ve kusurlarını veya suçlandığı şeyleri karşı tarafa yükleyerek yapılan bir mücadelede, bu taktiği uygulayan taraf, genelikle kim bu yönde daha güçlü propaganda yaparsa onun kazanacağını düşünür. Yani haksız ve suçlu taraf, eğer propagandasını iyi yapmışsa, haklı ve mağdur gibi görünecek ve kendince mücadeleyi kazanacaktır.

Bu bilinen taktik, Darwinistler tarafından son derece açık bir şekilde uygulanmaktadır. Sahtekarlık yapan, bir aldatmacayı savunan, akla ve mantığa aykırı olan, aldatan taraf Darwinistler olmasına rağmen, mantığa uymayan fikirler savunanların evrimi inkar edenler olduğuna insanları ikna etmeye çalışırlar. Darwinistler, insanları bu yalana ikna ederlerse, insanları yeterince iyi ve etkili bir şekilde yönlendirirlerse başarıya ulaşacaklarına inanırlar. Bu şeytani taktiğin mutlaka kendi faydalarına döneceğini ve tüm yaptıkları sahtekarlıkları örtbas edeceğini düşünürler. Yaratılış gerçeğine karşı geliştirilmiş olan bu sahte yöntemin etkili göründüğü yıllar boyunca Darwinistler, yaratılış gerçeğini anlatanları çeşitli iftira ve ithamlarla suçlama yoluna gitmişlerdir.

Darwinistlerin karşıt suçlamalara geçmelerinin sebebi, yaratılışın mutlak gerçek olduğunun kuşkusuz farkında olmalarıdır. Kendi akıllarınca sergiledikleri alaycı tutumun altında yatan neden, teorilerinin bilimsel bulgu ve delillerle desteklenmediğini bilmeleri ve bu yüzden de insanları laf kalabalığı ile etkilemeye çalışmalarıdır. Berkeley Üniversitesi’nden hukuk profesörü Phillip E. Johnson, bu taktik ile ilgili olarak şunları söylemektedir:

…Öğrencilerin pul kanatlı güve hikayesindeki kusurları, Haeckel’in embriyo çizimlerindeki sahteciliği, Kambriyen patlamasının sırrını ve önde gelen Darwincilerin, Darwinizm’in dinsel anlamları konusunda gerçekte neye inandıklarını da öğrenmeleri gerekmektedir. Bu eğitimde çok geçmeden, otoriteler bir isyanın başladığını göreceklerdir. Darwinciler taktiklerini değiştirmez, çünkü evrim hakkında verilecek doğru bir eğitim, evrimi ayakta tutamayan varsayımları apaçık aydınlatacaktır.

Darwinistler, apaçık bir gerçek olan yaratılış gerçeğinin yaygın olarak anlatılıp, insanları ikna etmesinden büyük bir korku duyarlar. Çünkü bilirler ki, yaratılış gerçeğini destekleyen sayısız delil vardır ve bunları gören bir insanın evrim aldatmacasına kanması artık mümkün olmayacaktır. Öte yandan Darwinizm’i destekleyen tek bir delil dahi yoktur. Bu büyük aldatmacayı savunan kişilerin, kendi düşük akıllarınca canla başla yaratılış inancını eleştirmelerinin asıl sebebi işte budur.

(http://www.deccaltehlikesi.com/)

Ringa; Güneş balığı

Fosil Bilgisi

Yaş: 54-37 milyon yıllık

Dönem: Eosen

Bulunduğu yer: Green River Oluşumu, Kemmerer, Wyoming, ABD

Eğer Darwinistler canlıların evrimleştiğini iddia ediyorlarsa, bu durumda bunu kanıtlayacak bir ara fosil örneği getirmeleri gerekmektedir. Yarı gelişmiş bir canlı örneği göstermeli, evrimleşmekte olan tam gelişmemiş organlarını tanımlamalı, her bir tür için bunlardan çok sayıda örnek göstermeleri gerekmektedir. Ama Darwinistlerin gösterebildikleri tek bir ara fosil örneği bile yoktur. Buna karşılık yaşayan fosil örnekleri milyonlarcadır.

Ringa ve güneş balıkları fosil kayıtlarında sıkça rastlanan balık türlerindendir. Elde edilen her fosil, canlıların evrim geçirmediğini bir kez daha gözler önüne sermektedir. 54–37 milyon yıllık bu fosil de, günümüzdeki ringa ve güneş balıklarıyla geçmişte yaşayanlar arasında bir fark olmadığını göstermektedir.

www.hayvanlaralemi.net

Adnan OKTAR’la Ramazan Sohbetleri Makalesi 18.Gün[2010]

27 Ağu

Ramazan 2010 – 18. Gün

 

 


Biz,
gökleri, yeri ve her ikisinin arasındakilerini hakkın dışında (herhangi bir
amaçla) yaratmadık. Hiç şüphesiz o saat de yaklaşarak-gelmektedir; öyleyse
(onlara karşı) güzel davranışlarla davran. (Hicr Suresi, 85)

 

 


"Ey
müminler! Gönlünüzce yiyiniz, içiniz, giyininiz ve Allah yolunda sarf
ediniz. Ancak, israfa veya kibir ve gurura kaçmayınız." (Buhari, el-Cami’us-Sahih,
VII, 33; İbn Mace, Sünen, II, 1192, nu:3605)

 

 


 



Emaneti ehline vermek ne demektir?


Kuran’da emanet edilen şeylerin, o konuda ehil olan yani yetki ve yetenek
sahibi kişilere verilmesi emredilmektedir:



Şüphesiz Allah, size emanetleri ehline (sahiplerine) teslim etmenizi ve
insanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmetmenizi emrediyor. Bununla
Allah, size ne güzel öğüt veriyor!.. Doğrusu Allah, işitendir, görendir.
(Nisa Suresi, 58)

Emanet
edilecek şey bir görev, sorumluluk veya korunması gereken değerli bir eşya
olabilir. Böyle bir durumda, örneğin söz konusu emanet eğer bir eşya ise
onu, dikkati en açık, en dürüst ve en aklıbaşında kişiye vermek bu ayetin en
doğru şekilde uygulanması demektir. Bir görev veya sorumluluk verirken de
aynı şekilde bu konuda en bilgili, en tecrübeli, kısacası bu sorumluluğu en
iyi şekilde yerine getirebilecek kişi seçilmelidir. Daha az yetenekli veya
daha az bilgili birinin seçilmesinde büyük olasılıkla nefsani bir çıkar
gözetilmiş demektir. Bir kişinin güvenilirliğinden çok, o kişinin kan bağı
açısından yakınlığı ya da ileride karşılık olarak başka çıkarlar sağlaması
gibi hesaplar yapılmış olabilir. Ki genelde toplumda yaygın olan anlayış
budur. Çıkar ilişkileri birinci dereceden önemli olur. Oysa her konuda en
iyisini, en doğrusunu aramak Kuran ahlakının bir gereğidir.

 


Vicdan, sadece Allah’ı tanımayı, O’nun varlığını kabul etmeyi değil, aynı
zamanda O’nu razı edecek işler yapmayı ve bu işlerde de çok titiz olmayı
gerektirmektedir. İnsanların büyük çoğunluğu ise Allah’ın varlığına
inanmanın yeterli olduğunu zanneder. Kuran’daki bazı ayetlerde bu kişiler
şöyle bildirilmektedir:


De ki:
"Göklerden ve yerden sizlere rızık veren kimdir? Kulaklara ve gözlere malik
olan kimdir? Diriyi ölüden çıkaran ve ölüyü diriden çıkaran kimdir? Ve
işleri evirip-çeviren kimdir? Onlar: "Allah" diyeceklerdir. Öyleyse de ki:
"Peki siz yine de korkup-sakınmayacak mısınız? İşte bu, sizin gerçek
Rabbiniz olan Allah’tır. Öyleyse haktan sonra sapıklıktan başka ne var?
Peki, nasıl hala çevriliyorsunuz? (Yunus Suresi, 31-32)


Yukarıdaki ayetlerde de görüldüğü gibi, bu kişiler Allah’ın varlığına
inanır, hatta Allah’ın kendilerine rızık verdiğini, kendilerini yaratan ve
öldüren olduğunu, herşeyin Yaratıcısı ve sahibi olduğunu da kabul ederler.
Vicdanlarını ancak bu kadar bir anlayış için kullanır ve bunu dindarlıkları
için yeterli görürler. Oysa vicdanını sonuna kadar kullanan bir kişi,
Allah’ın Yüceliğini kavrayabildiği için O’na karşı saygı dolu bir korku
duyar. Bu diğer bilinen korkulardan farklı bir korkudur; Allah’ın
hoşnutluğunu kaybetme korkusudur. Bundan korku duyan insanın tüm yaşamı,
yalnızca Rabbimiz’in rızasını kazanmaya çalışarak geçer.

(http://www.imaninsevki.com/)

 


 


Hz.
Mehdi (a.s.) din ahlakını hakim ettiğinde Peygamberimiz (s.a.v.)’in son
Peygamber olduğunu kabul etmeyen hiç kimse kalmayacaktır

 


İmam Bakır aleyhi’selam’dan nakledilen başka bir hadiste şöyle geçer:
BU GALEBE (GALİBİYET) VE
ÜSTÜNLÜK AL-İ MUHAMMED’DEN OLAN HZ. MEHDİ (A.S.) KIYAM EDİNCE
GERÇEKLEŞECEKTİR. ÖYLE Kİ, YERYÜZÜNDE HZ. MUHAMMED MUSTAFA’YI (ONUN
PEYGAMBERLİĞİNİ) İKRAR ETMEYEN BİR KİMSE KALMAZ."

(Tefsir-i Burhan, c. 2, s. 121.)

 


 

Hz.
Mehdi (a.s.) tebliği ile Musevilerin de Müslüman olmalarına vesile
olacaktır.

 


Hazretleri’nin (Hz. Mehdi (a.s.)’ın) mükemmel ilminden ve başarılarından
söz edilirken, şöyle aktarılmıştır ki, o görünür olup
ORTAYA ÇIKTIĞINDA,
ANLATTIĞI HUSUSLARI MUSEVİLER İLE TEVRAT’IN ESASINA GÖRE TARTIŞACAK VE
DELİLLENDİRECEKTİR, BUNUN SONUCUNDA BÜYÜK BİR KISMI İSLAM OLACAKTIR.

[Bihar-ül Envar]


http://www.peygamberimiz.com/

 


 



Müslümanlar olarak ortak zeminlere ihtiyacımız var


Kıbrıs Ada TV, 1
Ağustos 2008


Adnan Oktar: Mesela, Azerbaycan, Gürcistan, Ermenistan’ın
Türkiye’ye son zamanlardaki yaklaşımı çok net, çok sarih. İsrail diyor ki,
siz diyor 10 asker 1 tane çavuşla bölgeyi yönetiyordunuz biz bu kadar
askerle burayı yönetemiyoruz diyorlar. Ve OSMANLI DÖNEMİNİN ÖZLEMİ.
Suriye alenen Türkiye ile birleşmeyi istiyor, alenen. Yani, bugün resmi
teklif yapılsın bir haftanın içinde karar verir Suriye adeta öyle bir
konumdalar. Irak zaten kan gölü gibi biliyorsunuz. Yani Türkiye’nin
ağabeylik yapması durumunda, Irak anında süt liman olur ve konu tamamen
kökünden hallolur. Bunu hepsi görüyor. Filistin’den gelen heyetler hep bunu
teklif ediyorlar ve hep bunu talep ediyorlar. Türkiye’nin ağabeyliği çok
hayati hale geldi artık bu bölgede. Çünkü Amerika bu işi yapamıyor,
Avrupa da yapamıyor, Rusya da yapamıyor, bir boşluk var. Bu boşluğu ancak
Türkiye doldurabilecek konumda. Buda zaten insani, ahlaki ve imani bir
görev.
Türkiye de bu göreve zaten talip. Osmanlı’dan gelen bir
mirasın devamı olarak bunu yapacak bunu herkes görecek inşaAllah.

 


Başkent TV, 13 Ocak 2009

Adnan Oktar: Türk-İslam Birliği bir kere barışı, sevgiyi,
kardeşliği, muhabbeti, yardımseverliği, cesareti ve fedakarlığı savunuyor.
Türk milleti çilekeş bir millettir ve hizmete taliptir. Üç kıtaya nizam
vermiş ve bir tecrübesi var. Bir devlet tecrübesi var, imparatorluk
tecrübesi var. Biz bu tecrübeyi yeniden ortaya çıkararak, Türk-İslam
Birliği’nin lideri olarak bütün bölgeyi yönetmeyi istiyoruz ve BUNU HERKES
İSTİYOR. Suriyeliler istiyor, Iraklılar istiyor, Mısır istiyor, İran
istiyor, hatta Ermenistan istiyor, Azerbaycan istiyor, Türkistan istiyor,
Doğu Türkistan istiyor, herkes istiyor.
Yani Türk’ün adaletine,
Türk’ün akılcılığına, fedakârlığına herkes güveniyor ve Türk askerleri bütün
dünyada seviliyor. Dinsizi, imansızı, Müslümanı, kafiri hepsi seviyor.
 


Vakit,
19 Şubat 2010


 



www.dindezorlamayoktur.com

 


 


Türk
İslam Alimi Darwin’in Teorisine Meydan Okuyor 



09.12.2008 – Diğer/Pajhwok Afghan News

 


Merkezi Kabil’de bulunan Afganistan’ın önde gelen bağımsız haber ajansı
Pajhwok Afghan News, 9 Aralık 2008’de Sayın Adnan Oktar’ın evrim teorisinin
yalanlarını ortaya döktüğüne dair bir haber yayınladı. Yazarın bir
röportajında “On yıl içinde Darwinizm bir tarih olacak ve insanlar
Darwinizmi yalnızca tarihin bir parçası olarak hatırlayacaklar… Darwinizm
tüm dünyada bir çöküş yaşadı… Evrimin olmadığını gösteren 100 milyon fosil
var” dediğini nakletti. Yaratılış Atlası’nın tüm dünyada
uyandırdığı etkiye de değinilen haberde, yazarın evrim teorisine meydan
okuduğu bildirildi.

 


 

(http://www.turk-islamkulturu.com)
 


 


Hz.
Mehdi (a.s) Hz. İbrahim (a.s)’ın neslindendir

 




 


http://www.harunyahya.org/imani/hz_ibrahimin_nesli/hz_ibrahim_nesli.html

Fitne
ve kargaşanın en şiddetli yaşandığı, din ahlakından alabildiğine
uzaklaşıldığı ve dejenere hayatın en ileri seviyelere ulaştığı ahir zamanda,
Rabbimiz "hidayet verici" sıfatıyla Hz. Mehdi (as)’ı gönderecektir. Allah’ın
bu önemli vazife için gönderdiği Hz. Mehdi (as), imanındaki samimiyet, güçlü
Allah sevgisi ve korkusu ile tüm dünyanın hidayetine vesile olacaktır.
Allah’ın dilemesiyle Hz. Mehdi (as), kaderinde yazılı olan bu üstün görevde
mutlaka başarılı olacak ve din ahlakını tüm dünyada hakim kılacaktır.

İşte bu nedenle Hz. Mehdi (as)’ın zuhuru, dünya tarinin en büyük olayıdır ve
bu büyük olaya bütün İlahi dinlerin kendi Kutsal Kitaplarında işaret
edilmektedir. Kuran’da bildirildiği gibi İncil, Tevrat, Zebur ve Hz. İbrahim
(as)’ın sayfaları geçmişte yaşamış Peygamberlere indirilmiş olan
kitaplardır. Bu kitapların bir kısmı yok olmuş, bir kısmı da tahrif
olmuştur. Fakat buna rağmen içlerinde, hak dine ait birçok doğru izah yer
almaktadır. Bu kitaplardan, Kuran ayetleri ve Peygamberimiz (sav)’in
hadislerine uygun olan izahlara baktığımızda, Hz. Mehdi (as)’ın binlerce
seneden beri bilinen ve beklenen bir müjde olduğunu görürüz.

Günümüzde yaşanan pek çok olay da, asırlardır beklenen bu mübarek dönemin
başladığını göstermektedir. Bu hayati konudan herkesi haberdar etmek ve bu
mübarek şahsın -Hz. Mehdi (as)’ın- manen destekçisi olmak, tüm iman
edenlerin üzerine düşen önemli bir sorumluluktur.
 


 


Türk-İslam Birliği Yolunda Ne Gelişmeler Ne Oldu?



Filistinlilere Türk pasaportu verilsin



Timetürk, 23 Mart 2010


 


 


Sayın Adnan Oktar ne demişti?


Konya TV,  29 Şubat 2008



Adnan Oktar: Evet çok yaman bir millettir. Onun için bu görevi
bir an önce deruhte etmeleri gerekiyor. TÜRK İSLAM ALEMİNİN
LİDERLİĞİ İÇİN YALVARIYOR TÜRK İSLAM ALEMİ.
Bütün Türk
devletleriyle biz görüştük. Hemen hemen hepsi Türkiye’nin liderliğini
istiyor. BÜTÜN İSLAM ALEMİNİN İLERİ GELENLERİYLE GÖRÜŞÜYORUZ
ONLARDAN BİLGİLER ALIYORUZ. HEPSİ YİNE AYNI ŞEKİLDE TÜRKİYE’NİN
LİDERLİĞİNİ İSTİYOR.
Bunu uzatmanın bir alemi yok. Türk devleti
Türk milleti, Türk İslam aleminin artık lideri olması gerekiyor. Bu
hayati bir görev bu. Yoksa bunların hepsinin sorumluluğu bize ait olur.
 




Ekin TV, 9 Ocak 2009



Adnan Oktar: Peygamber efendimiz (sav) o kadar detaylı anlatmış
ki bu ahir zamanda olacak olayları. Filistin bölgesinde olacak olayları
da anlatmış. Orada  kan döküleceği, Müslümanların kanının oluk gibi
akacağı, böyle fitneler çıkacağını söylüyor Allah Resulü, bizlere
anlatmış bunu. Fakat Müslümanları üzerinde durmadığı bir konu var.
Bu konunun çözümünü Allah bizlere Kuran’da çok fazla ayetle
göstertmiş. Müslümanların birlik olması lazım.
Allah diyor ki,
Şeytan’dan Allah’a sığınırım: ”Kurşunla kaynatılmış binalar gibi
birlikte mücadele edenleri Allah sever” diyor. “Haklarına tecavüz
edildiğinde el birlik karşı koyarlar” diyor. Peki, bu ayetler
uygulanmazsa, ki çok fazla ayet var. Ve bunlar önemli görülmezse, bu
belanın devam edeceğini de ve bu tip olayların devam edeceğini de
Müslümanların kabul etmesi gerekir. Ve bu gittikçe tırmanarak gelişir.
Bunun çözümü Türk İslam Birliği’dir ve Türk İslam Birliği
düşüncesi içerisinde kilitlenmektir,
Mehdi’yi beklemektir,
Mehdi’nin zuhurunu istemektir, Mehdi’yi aramaktır. Mehdi’yi aramazsa
insanlar, Mehdi’nin zuhurunu beklemezlerse, Mehdi aşkı olmazsa çünkü
Mehdi müjdelenmiş, geleceği belirtiliyor, ama bana ne derse, eğer
insanlar Allah’ı unutursa, Allah da o insanları unutur.

(http://www.filistinzulmu.com)

 


 



Nesneleri Net Görmemizde Korneanın Etkisi

Vücut
içinde çok özel bir işleve sahip olan gözler, 40 temel parçadan oluşur. En
gelişmiş kameradan çok daha kusursuz bir görüntü ve netlik sağlayan insan
gözü, organellerinin olağanüstü işlevleri sayesinde harikulade yapısını her
an korur. Gözün penceresi konumunda olan kornea da, ışığı geçiren saydam
yapısı ile görme mucizesinde büyük bir öneme sahiptir.

 

Kornea
denen saydam bölüm ışık ışınlarını kırarak, bu ışınların mercekten geçip,
gözün arkasındaki retinaya ulaşmalarını sağlar. Odaklama için gerekli olan
ışığın kırılımının üçte ikisi bu sayede sağlanır. Kırılmanın geri kalan üçte
birlik bölümünü ise, gözün iç kısmında bulunan mercek gerçekleştirir.


Nesneleri net görebilmek için korneanın her zaman saydam ve çok duyarlı
olması gerekir. Çünkü saydamlığını yitirdiği anda göze yeterince ışık
giremediği için görüntü bulanıklaşır. Gözün dışarıya açık olan bölümündeki
bu katmanın çok duyarlı olması da göze kaçan küçük bir toz parçasının bile
hemen fark edilip temizlenmesini sağlar.

Korneanın bu derece saydam olmasının sebebi, kendisini oluşturan liflerin
hassas bir düzen içerisinde sıralanmalarıdır. Bu sıralanmaya yapılacak
herhangi bir müdahale korneanın kararmasına ve görüntünün bulanıklaşmasına
sebep olur.
 


Fotoğraf makinesi için objektif ne kadar önemliyse göz için de kornea aynı
önemi taşır. Aynı zamanda vücuttaki en hassas yapılardan biri olan kornea o
kadar şeffaftır ki, ancak çok yakından dikkatle bakıldığında görülebilir.

(http://www.evrimteorisi.com/)
    

 


 



Kambriyen fosillerinin 70 yıl saklanması


Canlı
tar
ihinin
en eski devirlerinden biri olan Kambriyen dönemi, 543-490 milyon yıl
öncesini temsil eder. Bu dönemin öncesinde tek hücreli canlılar ve birkaç
çok hücreli türü hüküm sürerken, bir anda aniden tam ve mükemmel halleri ile
olağanüstü bir canlı çeşitliliği meydana gelmiştir. Bu canlıların tümü,
önceki canlılardan çok farklı şekilde, günümüz canlılarına ait olağanüstü
komplekslikte özelliklere sahiptirler. Bu özelliğiyle Kambriyen dönemi evrim
teorisine büyük bir darbedir.

Kambriyen canlıları mükemmel komplekslik gösteren günümüz canlılarından
farksız varlıklardır. Bu durum, Darwin’in hayali evrim ağacına ters
düşmekte, hayali evrim süreci için belirlenen sahte gelişimi altüst
etmektedir. Darwin’in evrim teorisine göre, tesadüfen oluşan ilk hücrenin
ardından tek hücreliler yeryüzünde hüküm sürmeli, bunun ardından basit
yapılı çok hücrelilerle başlayan hareketli yaşam, suda yaşayan tek bir filum
ile devam etmelidir. Filum sayısı zamanla artmalı, bununla orantılı olarak
da türler çoğalmalıdır. Fakat Kambriyen bulgularının ortaya çıkardığı gerçek
bu şekilde olmamıştır. Darwin’in evrim ağacı tamamen tersine dönmüş,
günümüzdekinden çok daha fazla sayıda çeşitlilik, canlı tarihinin daha ilk
başında, tek hücrelilerden hemen sonra kendini göstermiştir.

ABD’nin en ünlü müzelerinden Smithsonian Institution’da yönetici ve
paleontolog olan Charles Doolittle Walcott da Darwinizm dininin en sadık
mensuplarından olduğu için ilk olarak 1909 yılında keşfetmeye başladığı
Kambriyen fosillerinin çeşitliliği karşısında dehşete düşmüştü. 1917 yılına
kadar devam eden çalışmasında toplam 65.000 fosil örneği topladı. Bunların
tümü Kambriyen döneminin kompleks canlılarına aitti.

Darwinist sahtekarlıklar göz önüne alındığında, Darwinizm’in yıkımının
habercisi olan bu fosillerin bir Darwinist tarafından bulunması ve ardından
aynı Darwinist tarafından saklanması da sürpriz değildir kuşkusuz. Walcott,
mensup olduğu batıl dini adeta yok eden, inançlarına ters düştüğü için
kendisini dehşete düşüren bu fosilleri gizlemeye karar verdi. Çektiği
resimleri ve belgeleri Smithsonian Müzesi’ndeki çekmecelere kilitledi. Bu
özel ve önemli fosillerin ortaya çıkması ancak 70 yıl sonra mümkün olacaktı.
 



 


Walcott’un bulgulara ulaştığı Burgess Shale’deki Kambriyen fosilleri,
Walcott’un ölümünden on yıllar sonra yeniden incelendi. “Cambridge grubu”
olarak anılan ve Harry Blackmore Whittington, Derek Briggs ile Simon Conway
Morris’ten meydana gelen uzmanlar ekibi, 1980’lerde fosilleri detaylı bir
şekilde analiz ettiler. Ve faunanın Walcott’un belirlediğinden çok daha
çeşitli ve sıradışı olduğu sonucuna vardılar. Fosillerin bir kısmının,
günümüzde bilinen canlı kategorileri altında sınıflandırılamayacağı,
dolayısıyla şimdikinden farklı filumların örneklerini verdikleri yönünde
görüş bildirdiler. Canlılar, 543–490 milyon yıl öncesinde süregelmiş
Kambriyen döneminde, mükemmel ve kompleks halleri ile aniden ortaya
çıkmışlardı.

Ortaya çıkan sonuç Darwinistler adına öylesine beklenmedikti ki, bilim
adamları bu ani hareketi bir “patlama” olarak adlandırdılar. “Kambriyen
Patlaması”, evrimci bilim adamları için en açıklamasız olayların başında
gelmektedir.

(http://www.kambriyen.com)
 


 



Gürgen; Karaağaç; Sekoya

 


Fosil Bilgisi

Yaş: 54-37 milyon yıllık

Dönem: Eosen

Bulunduğu yer: Cache Creek Oluşumu, British Columbia,
Kanada


 

 


Fosil kayıtları tüm bitki türlerinin var oldukları ilk dönemden itibaren en
küçük bir değişiklik geçirmeden varlıklarını devam ettirdiklerini
göstermektedir. Eğer bir canlı milyonlarca yıl boyunca değişmeden aynı
özelliklere sahip kalıyorsa, bu durumun ifade ettiği gerçek açıktır:
Canlılar evrim geçirmemiş, yaratılmışlardır. Bu gerçeğin delillerinden biri
de resimde görülen 50 milyon yıllık gürgen ve karaağaç yaprağı fosilleridir.

www.arastirma.org
 


 


 

 

 

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.